Yeni “Türkiye sağı” mı?

İktidar partisinin yeni transfer çabaları dar anlamda siyasal olarak taban desteğini artırma girişimi olarak okunabilir… 

İktidar partisi her ne kadar kitle partisi görünümü ile siyaset alanına çıkmış olsa da temelde sisteme muhalif İslami duyarlılığı olan kesimlerin omurgasında yükseldi.

Siyasal duruşu itibariyle bu ülkede mağdur edilenleri, dışlananları, düşünceleri hep yasaklı ve ayıplı sayılanları, farklı kesimleri, muhalif duruşunun sağladığı ivme ile bu akımın içine çekebildi. Diğer taraftan bakıldığında hem iç konjonktür hem de uluslararası şartlar gereği, muhalif kitleleri merkeze taşıyacak, ideolojik olarak törpüleyecek, iddialarını terk ettikleri oranda merkezde kendilerine alan açılacak bir süreç yaşandı.

Ak Parti, merkez parti olarak ama temsil ettiği taban itibariyle de merkezin dışladığı çevreyi temsil ettiği algısını sürdürdüğü oranda büyüdü.

Paradoksal görünen bu durum, bir bakıma Türk siyasetinin bu zamana kadar hangi çelişik dinamikler üzerinden yürütülmeye çalışıldığını da gösterir.

Kemalizm’in biyolojik ömrünün tamamlanmasının eşiğinde post-Kemalizm’in temsiliyeti, yeni merkezin oluşumu AKP şahsında yükseldi.

Aslında Kemalizm’in yerine post-Kemalizm’in yükseldiği bu yeni dönemde, İslamcı siyaset olarak adlandırılan, böyle bir iddiası olmamakla beraber bu şekilde tanımlanmasının kendisine sağladığı kitlesel meşruiyetten memnun görünen AKP, bu boşluğun karşılığı haline geldi.

Geçmişin merkeze oturan dışlanmış kadrolarının temsil ettikleri kitlenin ideolojik dönüşümünde “başarı öyküsü”nün, iktidar olmanın nimetlerinin katkısını kimse yadsıyamaz. Bu açıdan sistemin ikinci büyük dönüşüm hamlesi, yine bu kitle üzerinden gerçekleştirilmiş oldu. Bu kez hem iç dinamikler hem de uluslararası koşullar bu dönüşüme ülkeyi “icbar etti”.

Tüm bu süreçle gelinen sonuç, aslında Türkiye’de İslamcıların kendi siyaset dillerini kurmadan, en azından alternatif bir siyasetin imkanları denenmeden, merkez sağ siyasetin içselleştirilmesidir.

İslamcılığın barındırdığı potansiyel ve entelektüel enerji açısından bu ülkenin, bölgenin geleceği düşünüldüğünde hiç de iç açıcı bir durum olmasa gerek…

Son gelişmeler iktidar partisinin siyasal alanda elini güçlendirmeden öte anlamlar içermesi açısından, on yıl önce yaşanan kırılma/dönüşümden ayrı olarak entelektüel anlamda da yeni bir zihinsel kırılmanın tezahürü olarak ele alınıp tartışılmalı.

“Türkiye sağı”ndaki dönüşümün neye karşılık geldiğiyle önce eli kalem tutanlar yüzleşmek zorunda.

AKİF EMRE

YAZININ TAMAMI İÇİN YENİ ŞAFAK

 

 

Bir cevap yazın