Ankara’da direniş 336. haftasında

Akıl, hafıza ve ünsiyet sahibi olan insanoğlu, cemiyet halinde yaşayan mükerrem bir varlıktır. Her cemiyette mutlaka siyasi bir iktidar ve o iktidara bağlı olan insanlar vardır. İnsanların kuvvet, zekâ, eğitim, yaş ve sağlık açısından farklı hususiyetlere sahip oldukları da malûmdur. Bu farklılaşmanın, değişik siyasi tercihleri beraberinde getirdiğini söylemek mümkündür. Bilindiği gibi siyaset kelimesi, “Emir, nehiy ve terbiye” gibi manalara gelen “Sase” fiilinin masdarıdır. Bu kavramı kısaca; “İktidarı elde etme, iktidarı kullanma veya iktidarı kullanmaya katılma faaliyeti” şeklinde tarif etmek mümkündür. Yönetim tekniğiyle ilgili olan siyaset kavramı, insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset, “Ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bizim inancımıza göre devletin meşrûiyeti; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun insanların haklarını muhafaza etmekle, yani adaletle sınırlıdır. Hz. Ömer ’in dediği gibi “Adalet mülkün temelidir”

Günümüzde insanların en çok kullandığı, fakat mahiyetinde ihtilâfa düştüğü kavramların başında “Adalet” ve “zulüm” kavramlarının geldiğini söyleyebiliriz. Arapça olan adalet terimi “Her şeyi yerli yerine koymak, nefsine ve başkalarına zulm etmemek, hakkı hak sahibine vermek” gibi manaları ifade eden, vücûh bir terimdir. Adaletin zıddı olan zulüm terimi ise lügatlerde “Bir şeyi; kendisine ait olan yerin dışına koymak, eksiltmek, çoğaltmak, haddi aşmak ve mahiyetini değiştirmek” şeklinde tarif edilmiştir. Geçtiğimiz hafta, 19 yıl önce Sivas’ta yaşanan ve devlet içerisinde çöreklenen ‘Ergenekon Çetesi’ mensupları tarafından işlendiği bilinen katliam, bazı çevrelerce ‘Müslümanların Sivas’ta 33 aydını diri diri yaktıkları’ iddiasının tekrarlanmasına vesile olmuştur. Bu propaganda yıllardır çeşitli basın organı ve televizyonlarda o kadar çok tekrarlandı ki, yeni nesiller bu olayı tartışmasız gerçek gibi kabul etmeye başladılar. Bilindiği gibi ‘Sivas’ın intikamını aldıklarını’ iddia eden başka bir Ergenekon çetesi de ‘Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nde’ 33 masûm insanı hunharca öldürmüştür. Bu iki hadisenin aynı anda ve birlikte değerlendirilmesi gerekirken, meseleyi ‘sünni-alevi kavgası’ şeklinde takdim eden medya mensuplarına şu sualleri sorabiliriz. Sivas Davası’nın Ankara’ya alındığını ve olayın failleri oldukları ileri sürülen 33 kişinin ağırlaştırılmış müebbed hapse mahkum edildiğini bilmiyor musunuz? Peki, yangını çıkaranların bulunabildiğini söyleyebilir misiniz? Sivas’ta yaşanan hadise esnasında Hatay’da olan ve aynı saatlerde noterde işlem yaptırdığı sabit olan Alim Özhan isimli vatandaşın müebbed hapse çarptırıldığını bilmiyor musunuz? Eğer biliyorsanız, bu insanın hukukunu savunmak hiç aklınıza gelmiyor mu? Hiçbir gerekçe yokken İzmir’de görülen ‘Başbağlar Davası’nda’ kaç kişiye ceza verilmiştir? Failleri bulunamadığı gerekçesiyle kapatılan ve Başbağlar’da hurharca öldürülen 33 kişinin hukukunu savunmayan medya aydınlarının, adalet peşinde koştuklarını söylemek mümkün müdür? Sivas ve Başbağlar davaları ile ‘Danıştay Suikastı’ arasındaki münasebet hiç ilginizi çekmiyor mu? Bilindiği gibi Ergenekon çetesi, başörtüsünü yasaklayan Danıştay dairesine kanlı bir baskın düzenlenmiş, olay dindar Müslümanların üzerine atılmıştır. Henüz soruşturma yapılmadan ‘medya aydınları’ keyiflerine göre, hadiseyle hiç ilgisi olmayan kimseleri suçlamış, hatta ‘ikinci Kubilay hadisesi’ gibi akla ziyan yayınlar yapılmıştır. Daha sonra soruşturma genişletilmeden dosya alelacele kapatılmış ve karara bağlanmıştır. Ancak yakın zamanda olay Ergenekon davası ile birleştirilerek soruşturmanın genişletilmesi mümkün olabilmiştir. Oyak Güvenlik şirketine ait, Danıştay ve Orduevi güvenlik kameralarının o gün neden arızalı olduğunu hiç düşündünüz mü?

Nitece olarak şunu söyleyebiliriz: İttihat ve Terakki Çetesi’nin devleti ele geçirdiği 1908 yılından bu yana çeşitli provokasyonlarla, dindar insanlar değişik iftiralara maruz kalmış, akla-hayale gelmeyecek zulümlere muhatap olmuşlardır. Sivas, Başbağlar, Danıştay ve Malatya-Zirve katliamı gibi hadiseler, derin çetelerin kurduğu tuzakların günümüzdeki versiyonlarıdır. Bilindiği gibi İslâm’ın temel hedefi; Müslüman olsun veya olmasın, bütün insanların can, mal, akıl, nesil ve din emniyetlerini sağlamak, insanların haklarını ve hürriyetlerini muhafaza etmektir. Üzerinde yaşadığımız coğrafi bölgede çeşitli ırk ve dinden birçok insanın yüzyıllarca barış içinde yaşadıklarını unutmamak gerekir. Eğer dindar insanlar, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi kan dökücü caniler olsaydı, o zaman kendi dışındaki kavimleri kılıçtan geçirmeleri gerekirdi.

Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle katılımlarınız için teşekkür ederiz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

Muhittin ÖZDEMİR

VAHDET VAKFI

Bir cevap yazın