Sakarya 353. hafta eylemi

2008 yılında, YÖK’ün başörtüsünün üniversitelerde serbest olmasını sağlayan düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürüp, genelge olarak sayılmasını ve iptal ettirilmesine yol açan zihniyet ne yazık ki 2012 yılında da tüm hızıyla kinini kusmaya devam ediyor.

Kendi asıl görevini bırakıp, magazin gazetecileri gibi gizli kayıt almaya özenen ve türbanlı öğrencilerin resimlerini çeken sözde Prof. Dr. Renan Pekünlü’nün ardından akademik görevlerini bir yana bırakarak kız öğrencilerin başörtüsüne odaklanan öğretim üyelerinin pervasız tutumları inançlı öğrencilerin sabırlarını taşırmaktadır.

Türlü kıyafet giyen öğrencilere her türlü hoşgörüyü sağlayıp, yüksek notlarla ayrıcalık yapan insanlar, söz konusu Müslümanların örtüsü olunca heyula kesiliyorlar, ideolojileri doğrultusunda genç fidanların masum hayallerine ket vurmakta beis görmüyorlar. Bunun bir örneğini İzmir’de yaşadık. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sabri Sürvegil, Felsefe bölümü 3. sınıf öğrencisi Zeynep Çebi’ yi, başörtülü olduğu için final sınavından çıkarmıştır. Umarsız Prof. Sürvegil, sınava başörtülü olarak girdiğine dair tutanak tutulup sınava alınmasını isteyen kız öğrencinin bu isteğini de geri çevirmiş, sınava hiçbir surette almayarak öğrencinin mağdur olmasına sebep olmuştur.

Başörtülü öğrenci Zeynep Çebi’ nin sınav kağıdının alınmasının ardından Çebi’ ye destek amacıyla Coğrafya bölümü 2. sınıf öğrencisi Yusuf Gezer ve Felsefe bölümü 3. sınıf öğrencisi Abdullah Sidar da sınavı yarıda bırakıp çıkmıştır.

Bu örnekleri 2008 yılında da yaşamıştık. Başörtüsünün üniversitelerde serbest olmasını sağlayan anayasa değişikliği Meclis Genel Kurulu’nda 411 oy ile kabul edilmiş, yasa Köşk’e gönderildikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kanunu onaylamış, buna rağmen başına buyruk rektörler ve akademisyenler kural tanımazlığıyla, türbanlı öğrencilerin yerleşkelere giriş yasağını devam ettirerek faşist kişiliklerini göstermişlerdi.

Nasıl ki Kamer Genç, birkaç sene önce, türbanın çözümü Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşlerinin başlarını açmasında görmüş ve , ‘Türban sorunu yoktur, biz başlarımızı açtık. Öğrenciler de açsın’ demesiyle kalkacağı sapkınlığında bulunmuşsa, bir kısım akademisyenler de aynı yolda ilerlemekteler. Akdeniz Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Şeyma Adede, Prof.Dr. Gülser Öztunalı Kayır’ın verdiği ‘Toplum Bilimi’ dersinin sınavına başörtüsüyle girmiş, sınava az bir zaman kala Prof. Dr. Gülser Öztunalı öğrencinin yanına gelerek “Siz kimsiniz, sizi tanımadım” şeklinde soru sormuş, öğrenci birinci sınıfta okuduğunu, başörtülü olduğu için derslere girmediğini söylemesi üzerine Prof. Öztunalı “’Benim dersimi almana rağmen başörtüsü takman üzücü, başını açar mısın’ karşılığını vermiş bunun üzerine paniğe kapılan kız öğrenci bir defalığına izin istemiş, otoriter öğretim görevlisi kız öğrenciye 10 dakika müsaade tanıyarak ’10 dakika içinde kararını ver. 20 yıldır kadın hak ve özgürlükleri için mücadele ediyorum’ diyerek oradan ayrılmıştır. 10 dakika sonra döndüğünde Adede’ye “Kararını verdin mi?” diye sormuş, öğrenci sınava devam etmek istediğini ifade edince tutanak tutacağını söyleyip Şeyma Adede’yi sınav salonundan çıkarmıştır.

Kendisine bu uygulamanın nedeni sorulduğunda Prof. Dr. Gülser Öztunalı Kayır, “Ben kıyafet yasasını uyguladım. Kamu alanlarında türban takılmaz” şeklinde savunmuştur.

Giyim kuşam sebebiyle öğrencilerin kariyerlerinin harcanması hangi yılda son bulacaktır? İleri demokrasi sürecinde hala insanları örtüsüyle, bıyığıyla, sakalıyla değerlendirip davranışlarını elbise tercihine göre şekillendiren insanlarla demokrasinin hangi merhalesine yürünebilir?

Son günlerde de kürtaj yasası üzerine yaygaracılar sıra sıra dizilerek “Beden benim” sloganlarıyla gösteriler yapmaktalar. Bugün başörtülü öğrencilere eğitim hakkı tanımayan ve onları cahilliğe mahkum etmek isteyen insanlar bir cenin üzerinde de hak sahibi olabiliyorlar. Birkaç haftadan sonra kalbi atmaya başlayan bir varlık üzerinde tahakküm kurarak onun parçalanmasını ve yok edilmesini, yani masum bir varlığın korkunç cinayetle bertaraf edilmesini savunmaktalar.

İlginçtir ki, kürtajı savunan insanlar özel hayatında sorumlu anne rolüne bürünebilmekte, olmayan vicdanlarıyla merhamet gösterisi yapabilmekteler. Oysaki, kendi karnındaki minik bir cana yaşam hakkı tanımayan insan, anneliğin sorumluluğundan da, insanlığın vicdanından da, kadınlığın duygusallığından da mahrumdur ve bir yaşamla kendisi arasındaki aidiyet duygusunu düşüncesizce yok eden bu kişilerin topluma bir değer katmaları da beklenemez.

Allah Teala kendi nefsimizle olanı düzeltmedikçe hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyeceğini bizi haber vermekte. Toplum olarak kendimize çeki düzen vermeli ve hak davamız uğruna mücadele vermeye devam etmemiz gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu Adına Ribat Eğitim Vakfı Sakarya Şubesi

 

Bir cevap yazın