Bunun neresi “beklenmedik gelişme”?

Türkiye’deki bazı çevreleri Suriye Kürt telaşı sardı. Nitekim, dünkü Radikal’in manşeti ‘Beklenmedik gelişme’ idi; üzerinde ise “Suriye’de Batı Kürdistan girişimi Ankara’yı harekete geçirdi” diye bir üst başlık.

Dünkü gazetelerde birçok köşe yazısı da bu konuya ayrılmıştı. Radikal’in manşetini oluşturan Deniz Zeyrek imzalı analizde şu cümleler özellikle dikkatimi çekti:

“Türkiye, Suriyeli Kürtlerin Esad’dan uzaklaşmasından memnundu ancak Suriye’deki Kürtler PKK’nın desteklediği siyasi grupların etrafında toplandı. Türk tarafı bu durumu ‘beklenmedik gelişme’ olarak görüyor ve daha da derinleşip Türkiye için soruna dönüşmemesi için adım atmaya başladı. Barzani’nin bu gruplar üzerindeki nüfuzunu kullanması ilk seçenek. Diğer bir seçenek ise Ankara’nın Suriye’nin Kürt bölgesindeki grupların liderleriyle temasa geçmesi. Üst düzey bir yetkili, bölgede PKK kontrolünde bir Kürt yönetimine göz yummayacaklarını ancak Kuzey Irak’taki gibi bir yapı gerçekleşirse de teması arttıracaklarını söyledi.”

Bu nasıl bir ‘yönetici akıl’, nasıl bir ‘devlet aklı’? ‘Suriye’deki Kürtler, PKK’nın desteklediği siyasi grupların etrafında toplanmış; Türk tarafı bu durumu ‘beklenmedik gelişme’ olarak görüyormuş…’

Niçin ‘beklenmedik gelişme’ imiş? O ‘Türk tarafı’ hangi gezegende yaşıyordu? Kürt sorununa ilişkin biraz ilgisi olan herhangi bir kimse, Suriye Kürtlerinin en önemli bölümünün PKK’ya eğilimli olduğunu, dolayısıyla PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin diğer Kürt örgütlerinin tümüne oranla Suriye Kürtleri arasında ağır bastığını bilirdi.

Suriye’de merkezi otoritenin çökmesi ya da çözülmesi halinde, Mart 2011’de patlak veren Suriye’deki ayaklanmada topa net biçimde girmeyen Kürtlerin harekete geçeceği ve kendi bölgelerinde yönetimi alacağı gayet kolaylıkla tahmin edilebilirdi.

Zaten, Mesut Barzani’nin girişimiyle 12 Temmuz’da PYD ile KUK’nın (Kürt Ulusal Konseyi) arasında uzlaşmaya varılması, her iki taraftan 5’er temsilciyle bir ‘Kürt Yüksek Konseyi’ kurulması kararı, Mesut Barzani’nin ve Suriyeli Kürtlerin, Başşar Esad rejiminin çatırdamaya başladığını hissetmeleriyle ilgiliydi. Aradan 6 gün geçtikten sonra, Şam’da en üst düzey rejim yetkilisini temizleyen suikastla ‘merkez’ sallandı ve Kürt bölgeleri, ‘Kürt Yüksek Konseyi’nin yönetimine girmeye başladı.

Bunun nesi, neresi ‘beklenmedik gelişme’?

Türkiye’nin gerek kendi ‘Kürt sorunu’nu gerekse ‘Suriye Kürt sorunu’nu Mesut Barzani üzerinden çözmeye kalkışmak gibi bir ‘imkânsız iş’in peşinden koştuğunu daha önce defalarca dillendirdik. Bir yıldır sürdürülen ‘güvenlikçi’ Kürt politikası kafasını taşa vursa da kafa yapısında temel bir değişikliğin henüz gerçekleşmemiş olduğu dikkat çekiyor.

Mesut Barzani, Türkiye’nin kendisinden istediğini, beklediğini yapamaz. Çünkü:

1- Mesut Barzani, Türkiye’nin ‘korucu aşireti’ değildir;

2- Arzulasa bile, Türkiye’nin ‘Kürt siyasi hareketi’ni alt edecek kadar güçlü değildir.

3- Suriye Kürtleri, kendisinin başında bulunduğu Irak Kürdistan özerkliğini ya da Irak federalizmini emsal alırsa, bir ‘ulusal’ Kürt lideri olan Mesut Barzani onlara ne diyecektir? “Suriye’de, bizim Irak’ta elde etmiş olduğumuz hakların çok altına razı olun” mu, diyecektir? Niçin desin. Zaten dememiş ve PKK ile zımni bir uzlaşma zemini suretiyle Suriye Kürtleri üzerindeki nüfuzunu sürdürmeyi ya da korumayı düşünmektedir

Bir ‘üst yetkili’, bölgede PKK kontrolünde bir bölgesel yönetime göz yummayacaklarını, ancak Kuzey Irak’taki gibi

bir yapı gerçekleşirse de (yani PKK’sız, Mesut Barzani yanlısı Kürtler bir federal bölge oluşturursa) teması

arttıracaklarını söylemiş.

Peki, ya ikisi de olmazsa ve bir üçüncü şekil, yani bugünkü gibi Barzani-PKK zımni uzlaşmasına dayalı bir Suriye

Kürt yönetim modeli olursa, ne yaparsınız?

Soru bu.

Daha çok soru var. Önümüzdeki günlerde soracak ve tartışacağız…

Cengiz Çandar

Yazının tamamı için Radikal

 

Bir cevap yazın