Aristokrat Müslümanlar

Uzun bir süre, böyle bir yazıyı kaleme almanın neticelerinin neler olabileceğini, kimlerin bu yazıyı nasıl eğip bükerek, yorumlayarak, nerelere varmak isteyebileceğini düşündüm. Çünkü öncelikle Müslüman bir fert olmamdan dolayı milliyetçiliğin benden uzak olması, “Kürt milliyetçisi” olarak lanse edilmemi engellemeyecektir. Biliyorum; çünkü bunu defalarca yaşadık. Yazmak farklı yorumlara sebep olabileceği gibi, yararlı bir sonuca da vesile olabilir. İkincisi temennimizdir.

Ne zaman Kürt ve Kürdistan konusunda bir çığlığımızı, yürek yangınımızı, Müslüman kardeşlerimize ulaştırmak istediysek sonuçsuz kaldı. Kürt meselesinde, gereği gibi sergilenemeyen özgün İslami duruş bizi mahcup etti her zaman. Bir türlü düze çıkarmayan tehlikeli, sarp, badireli yol, akabe bizi yordu. Beklediğimiz yardım elinin bu yoldan bize ulaşmayacağı, ulaşamayacağı düşüncesi hâkim olmaya başladı. Bir can suyumuz da olmadı. Hakkıyla, layıkıyla söylenemeyen hak söz Müslümanların Kürt meselesine bakışlarının; milliyetçiliği ret eden basit bir tezin ötesinde bir şey olmadığını ortaya koydu. Birçok konuda olduğu gibi bu konunun da İslami ve İnsani olan hak, adalet eşitlik, özgürlük bağlamında değerlendirilmediği aşikâr oldu.

Kürt meselesini ve yaşanan savaşın acı can kayıplarını hatırlatmak, gündemde tutmak, meseleye çözüm bulmak isteyen Müslümanlar; Müslüman kardeşleri tarafından ‘Kürtçü Müslümanlar’ olarak lanse edildi. Böylece Kürdistan’ da Kürtçü olmayan İstanbul’un siyasal İslami aklına dayanan cemaatlerinin daha çok taban bulacağını mı umdular acaba?

Kürdistan da yıllardır İslami çizgiden sapmadan PKK’ ye rağmen yürüyen Müslümanları, milliyetçi, Kürtçü olarak ifade etmek, kendine (Müslüman’a) kurulmuş nasıl talihsiz bir tuzaktır!

İstanbul’ un siyasal İslami aklı Kürdistan meselesinde sağcı, devletçi reflekslerini artık gizleyemez olmuştur. Buna rağmen bu siyasi akıl tarafından organize edilen Müslüman güce, Türkçü, Türk Milliyetçisi, demenin doğru olmadığı kanısındayım.

Gelinen süreçte, yaşanan bunca acı göstermiştir ki; Kürdistan meselesi, İstanbul’un siyasal İslami aklı ile çözüme kavuşmayacak, kavuşamayacaktır. Yıllardır yaşanan drama gereği gibi eğilmeme çok bariz bir şekilde ortaya çıkarmıştır ki; bu cereyan yaraya merhem olamayacaktır. İstanbul doğma büyüme İslami siyasal akıl Kürdistan’ı hiç bir zaman doğru tahlil edemedi zaten. Kürdistan birileri için her zaman cemaatlerinin sayısal ve parasal değerlerini arttırmanın hesaplarının yapıldığı bir coğrafya olmuştur.

İslam dini bir kast dini olmamasına rağmen, İslam tarihi boyunca her zaman Aristokrat Müslümanlar var olmuştur. ‘Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olamayışımıza sebep aristokrat yanımız olmuştur çoğunlukla. Müslümanların azımsanmayacak çoğunluğu Kürt meselesine aristokrat yanını bir kenara bırakıp yaklaşamamaktadır. Böylelikle, Kürt meselesi hakkaniyet ölçüleri içerisinde değerlendirilememektedir.

Müslümanların çoğunlukla Kürt meselesine devletin baktığı pencereden, terör ve PKK boyutundan bakması, Müslümanların vicdanlarını rahatlatsa da gerçekte Müslümanları mesuliyetlerinden kurtarabilmiş olmayacaktır. Devletin baktığı yerden olaya bakmak ölümleri durdurmayacak, hakkı tesis edemeyecektir. Devletle paralel düşünmek sorumluluklarımızı üzerimizden kaldırmayacaktır. Ölümler kimseyi rahatsız etmiyor mu Allah aşkına? Diyelim ki devlet ve aristokrat Müslümanlar ölen “teröristlere” üzülmüyor, onlar “terörist” ve ölmeyi hak ediyor. Peki, ölen askere, polise, diğer insanlara da mı üzülmüyorlar? Meseleye yaklaşım tarzımız değişmedikçe, “Her Türk asker doğar” mantığı devam ettikçe ölümler bitmeyecek ve bir gün bu ateşin düşmediği ocak kalmayacaktır. Bu yangın büyüdükçe husumet artacak, Müslümanların ayrışması kolaylaşacaktır. Bu vebaldir. Bu sıkıntıları ne zaman dile getirdiysek yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, “İslam kardeşliği”, ” ümmet birliği” sloganları ile dinden çıkmışız muamelesine duçar olduk.

Aristokrat Beyaz Müslümanların Kürt meselesinde samimiyet sınavlarını veremediklerini bir kez daha Suriye deki gelişmeler göstermiştir. Olaylar başladığında neler olup bittiği ile ilgili kısa bir zaman diliminden sonra, Esed yönetiminin gitmesi, Suriye halkına özgürlüklerinin verilmesi gerektiği İslami camiada büyük oranda dillendirilen gerçek oldu. Bunun için devlet de kolları sıvadı. Yaşanan son gelişmeler, Kürtlerin muhalefette güçlü bir inisiyatif almaya başlaması, Aristokrat Beyaz Müslüman Türk kardeşlerimizin sinir katsayılarını arttırmışa benziyor. Hani Esed gitsindi. Özgürlük gelsindi. Ne oldu? Kürtler kendi bölgelerinde sahneye çıkınca milliyetçi damarlarınız kabardı da aynen sayın başbakan gibi mi düşündünüz:” Müdahale ederiz!” Bahane hazır. PKK uzantısı.

Yakıştı mı şimdi Suriye deki Kürt muhalefetini PKK nin uzantısı olarak tanımlamak? Suriye deki Kürt muhalefetini iki sebepten Pkk’ nin uzantısı olarak tanımlamak mümkündür. Birincisi cehaletten, ikincisi ise dövülmesi gereken bir Kürt varsa en kolay yol bu yaftalama olduğundan. Her iki durumda da basiretsizlik ayandır. İlki siyasi cehalettir; ikincisi, her nerede olursa olsun “Kürt eşittir PKK” denklemini ortaya atmak, sıra dayağı atmaktır.

Başbakan Suriye’deki Kürt muhalefetine müdahale edeceğini söylediğinde Müslüman kardeşlerimize bunu alkışlamak mı düşer? Sizin kutsal devletiniz Kürtlere dünyanın hiç bir yerinde mi hayat hakkı tanımayacak? 90 yıldır şamar oğlanına çevirdiğiniz Kürtleri, son 30 yıldır PKK’ ye bulayarak istediğinizi alıp pata küte pataklıyorsunuz. Öğretmeni, öğrenciyi, sivili, siyasetçiyi, ev kadınını, milletvekilini, hukukçuyu her kesimden Kürtleri PKK’ nin uzantısı KCK örgütü üyesi diye alıp hapsediyorsunuz. Şimdi de sıra Suriye’deki Kürtlere mi geldi?

Türklerin, Arapların, Farsların mevcut devletleri ümmetin birliği ve bütünlüğüne halel getirmiyor da olası bir Kürt özerk bölgesi mi bu kadar feryat figan ettiriyor? Bu mu ümmeti parçalayacak, İslam kardeşliğini ilga edecek olan? İnsaf yahu.

ŞEREF SİDAR

Fitrat.com

 

 

 

Bir cevap yazın