Ankara’da 338. hafta geride kaldı

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen 338. hafta basın açıklamasına hoş geldiniz.

Üniversitelerde başörtüsü yasağının son bulması ile bir nebze rahat nefes alan başörtülü kardeşlerimiz maalesef farklı alanlarda kurumsal yasaklamalara maruz kalıyor. Kamusal alan safsatası ile devlet kurumlarında çalışması engellenen başörtüsü yasağı mağdurları özel sektörde adını duyurmuş dev bütçeli kurumlarda da kendilerine yer bulamıyor. Başörtüsü ve onun üzerinden din düşmanlığı son dönemlerde özellikle özel şirketler eli ile kaldığı yerden devam ettiriliyor. İçinde bulundukları toplumun değerlerini hiçe sayarcasına sığınılan argümansa şirket etiği yada prensipleri. Etik ahlaki olan demektir ki eğer sebep şirket etiği ise başörtüsü takmanın etik (ahlaki) olmayan yönü nedir? Bilakis başörtüsü ahlaki oluşu ile Allah’ın emridir.

Yaşanan zulmün son örneklerinin failleri CarrefourSa ve Aras kargo ismi ile medyada yer aldı. Haberlere göre bu iki şirkete ait şubelerde başörtüsü ile çalışmak yasak. Yasak iş başvurusu esnasında başlıyor ve kişi ya başını açarsın yada bu kurumda yerin yok ikazı ile karşı karşıya kalıyor. Özellikle CarrefourSa yasak sınırlarını biraz daha genişleterek farklı kurumlarda görevli başörtülü çalışanların CarrefourSa sınırları içerisinde tanıtım, pazarlama yapmalarına yada yardım amaçlı stant açmalarına dahi izin vermiyor.

Şirketler bu tavırları ile en başta içinde yaşadıkları ülkenin anayasasının 24. Maddesinde belirtilen “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir… Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” İbaresinin aksine muamelede bulunarak açıkça anayasa ihlalinde bulunuyorlar. İnsan hak ve hürriyetlerini hiçe sayarak inanç ve düşüncelerinden dolayı insanları aşağılamaları ve hakir görmeleri şirket etiği ve prensiplerimiz demekle geçiştirilemeyecek olaylardır.

Başörtülü, sakallı, namaz kılan ve oruç tutan kişilerin müşteri olarak firmalarına gelmelerinde bir beis görmemeleri ramazan ve kurban dönemlerinde kampanyalarında ve reklamlarında bu isimleri kullanmaktan imtina etmemeleri bu tarz kurumların ne denli prensipli ve ahlaklı olduklarını ortaya koyan en somut örnektir. Ayrımcı tutumları sebebiyle bu iki firmayı kınıyor ve konuya duyarlı halkımızdan bu firmalara boykot uygulanması konusunda destek bekliyoruz. Çalışan başörtülü eleman istemeyenlerin başörtülü müşteriye de ihtiyacı olmasa gerek diyoruz.

Son günlerde Madımak olayı ile ilgili yeni iddialar ve fotoğraflar ortaya çıkıyor. Olay hakkındaki sır perdesi hala aralanabilmiş değil. Ölen insanların yanarakmı, dumandan boğularak mı yoksa başka şekillerde mi öldürüldükleri bir muamma. Özellikle ölenlerin bazılarının cesetlerinde yanık yada is izi olmaması şüpheleri daha da arttırıyor. Madımak olayının mağdurları yada takipçileri olduğunu iddia eden bazı grupların bu iddia ve fotoğraflara göstermiş oldukları tepkiler linç boyutuna vardırılmaktadır.

Bilimi kendisine rehber edinmiş, nesnel verilerin haricindeki hiçbir şeyi gerçek olarak kabul etmeyen kişilerin yada grupların yeni otopsilerin yapılmasına, resmi kurumlar elindeki bilgi ve belgelerin tekrar incelenmesine olay anında ve hastane safhasında orada hazır bulunan resmi yetkililerin yeniden dinlenmesine karşı çıkmaları oldukça manidardır. İlk günden itibaren dediğimiz gibi Madımak ve Başbağlar olayı birbirinden bağımsız olarak tertip edilmiş olaylar değildir. İki olayında kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur. Olayların aydınlatılması ve gerçek faillerin yıllar sonra da olsa bulunarak cezalandırılması için devletin bir an önce konuyu titizlikle tekrar ele alması gerekmektedir.

Son olarak fanatik Budistlerin son iki ay içerinde 1000’den fazla insanı katlettiği Arakan’da, zulümden kaçan Müslümanlar; Bangladeş’te bulunan kamplara sığınmaya çalışıyor. Kendi topraklarında Budistler tarafından diri diri yakılan ve olmadık işkence ve zulme maruz kalan Müslüman Arakan halkı sığındığı kamplarda da çok zor şartlar altında yaşamaya çalışıyor. Kaldı ki Bangladeş hükümeti kendi ekonomik sıkıntıları nedeniyle artık daha fazla Arakanlı sığınmacıya ev sahipliği yapamayacağını belirtiyor. Bu durum karşısında BM’nin, Avrupa ve İslam devletlerinin ve medyanın kör ve sağırları oynaması öldürülen kişilerin kimliklerinin bu yapılar nezdinde ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

İçinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayında mağdur ve mazlum Arakanlı Müslüman kardeşlerimizi de unutmamalı fitre, zekat, sadaka ve bağışlarla onlara desteğimizi göstermeliyiz.

“Size ne oluyor da, Allah yolunda ‘ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!’ Diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?” (Nisa-75) Bu ayet Arakanlı Müslüman kardeşlerimiz için bizlere görevlerimizi hatırlatmaya yeter diye düşünüyoruz.

Zulüm sürdüğü müddetçe kimliğine bakmaksızın zalime karşı olmaya devam edeceğiz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA

İHH ANKARA YÖNETİM KURULU ÜYESİ

Serkan CODAL

 

Bir cevap yazın