Barış projesine ihtiyaç var

Türkiye ’nin içinde ve dışında Kürt meselesini yakından ilgilendiren kritik gelişmeler yaşanıyor. İçeride silahların sesi diğer tüm sesleri bastıracak denli gür çıkıyor bugünlerde… Dışarıda -sınırların hemen yanı başında-Ortadoğu ’yu yeniden şekillendirecek hadiseler meydana geliyor: Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Irak arasındaki köprüler atılıyor, Suriye’deki iç savaş tırmanıyor, Suriye’de Kürtler kendi bölgelerinde yönetimi devralıyor. Tarihin bu dönemecinde Kürtler önemli ve muteber bir aktör haline geliyor.

Kürdün kazancı…

AKP , Türk devletinin alışılagelen politikalarını uygulayarak bu gelişmelerin altından kalkmaya çalışıyor. Dışarıda, “dünyanın herhangi bir köşesinde bir Kürdün hak elde etmesine karşı çıkmayı temel ilke edinen” geleneksel Türk dış politikası yürütülüyor. Hariciyenin yönünü “Kürtlerin kazanımı Türklerin kaybıdır” anlayışının belirlediği bilinir ve AKP de maalesef bu yönü takip ediyor…

İçeride ise, hem hukuki hem de siyasi alanda işler iyi gitmiyor. Siyasi niteliği açık davalarla BDP devre dışı bırakılıyor. Türk yargısı, art arda verdiği kararlarla Kürtlerin isimlerini parklara vermelerine bile tahammül edemediğini gösteriyor. Hükümet son bir yıldır demokraside frene basmış halde; Kürt kimliğini tanıdığını belirtiyor ama tanımanın gerektirdiği talepleri karşılamaya yanaşmıyor. Kürt meselesinde hep geçmişe referans veriyor ve insanlardan beklemelerini istiyor.

Hâlihazırdaki politikalarla içeride ve dışarıda olumlu bir sonuç alınamaz. Hükümet hem içte hem de dışta paradigmasını kökten değiştirmeli ve Kürtlerle barış temelli bir ilişkiye geçmeli.

Ateşle oynamanın bir gereği yok, yapılması gereken ise belli: Türkiye “Kürt” ve “Kürdistan” korkusundan yakasını kurtarmalı ve Suriye Kürtleriyle diyalog ve işbirliği içine girmeli. Bu konuda Irak Kürdistanı ile ilişkilerinin kazandığı boyut, Türkiye’nin korkularının izole edilmesine yardımcı olabilir.

İçeride ise hükümet, siyasetin önünü açmalı, siyasetle sonuç alınabileceği düşüncesini güçlendirmeli ve gayretlerini Türkiye’nin tam bir demokrasi olmasına yoğunlaştırmalı. 

İktidarın “barış projesi” olmalı

Tony Blair’in danışmanlığını yapan ve hükümet adına Sinn Fein ile görüşmeleri yürüten Jonathan Powell’a göre barışa ulaşmanın anahtarlarından biri, iktidarın bir barış projesinin olması… 

Barış projesinin oluşturulmasında ve işlemesinde başlıca üç önemli husus vardır: İlki dildir, kullanılacak dil hayati önem taşır. Her koşulda “karşınızdakini şeytanlaştırmaktan kaçınmak” gerekir. Eğer bir taraf daima bütün kötülüklerin müsebbibi olarak lanse edilirse, daha sonra onunla aynı masada müzakereye etmeyi topluma açıklamakta zorluk çekilir. Toplumu bir grubu taşlamaya davet etmek her zaman büyük bir yanlıştır. Bu takdirde o gruba karşı yaratılan nefret büyük bir riske dönüşür. Halkı barışa ikna etmek için her şeyden önce kullanılan dilin diyaloga ve barışa açık olması icap eder.

Ortaklaşmak ve siyasi irade

İkincisi, süreci ortaklaştırmak. Sorunun taraflarından herhangi biri süreçten dışlanmamalı ve her taraf sürecin bir parçası olmalı… Tarafların asgari müşterekte buluşmasını ve buradan hareketle yol almasını benimseyen bir yöntemle hem risk dağıtılır ve hem de barış toplumsallaştırılır.

Üçüncüsü, siyasi iradedir. Geçmişinde ve bugününde çatışma barındıran ve kana bulanmış bir sorunu çözmek bir süreç işidir. Savaş tek bir hamleyle ve bir günde çıkartılabilir, ancak barış için sürece ve ortama ihtiyaç duyulur. Böyle bir ortam siyasi iradeyle yaratılır.

Türkiye ’nin acilen bir barış projesine ve bu projenin rahatlıkla tartışılabileceği geniş bir siyaset alanına ihtiyacı var.

VAHAP COŞKUN 

Radikal

 

 

Bir cevap yazın