Ümmet ekseni parçalanmasın

Yeni Şafak yazarı Akif Emre “Neo-safavilik’ mi ‘neo ittihatçılık’ mı?” başlıklı yazısında Suriye üzerinden başlayan sürecin ümmet ekseninde ciddi sarsıntılara yol açtığına, Türkiye-İran arasındaki gerilimin ise daha önceki dönemlere göre biraz daha arttığına dikkat çekerek, İslamcılığın ümmet eksenli birlik idealinin gündemden düşürülmesinin de mezhep çatışması stratejisine  hizmet ettiğini ifade etti.

İşte Akif Emre’nin değerlendirmelerinden satır başları

Suriye’deki olaylar her geçen gün dozu artan biçimde Lübnan’da tehlikeli biçimde tırmanışa geçerek etkisini göstermeye başladı.

Suriye’de katledilen insanların yanısıra ülkenin şehirleri, fiziki varlığı, tarihi hafızası ve kültürel mirası da yok ediliyor. Bu yok ediliş sadece Suriye ile sınırlı kalmıyor.

Bölgede yüzyıllardır süren rekabete karşın akil davranma refleksi geliştiren iki büyük gücü de karşı karşıya getiriyor.

İran olanca sıkışmışlığı ile Suriye üzerinden asıl hedefin kendisi olduğunu farkettiğinden adeta kaderini Esad’ın kaderine bağlamış görünüyor. Stratejik hesaplar insani boyutun önüne geçiyor.

İran, bir yanda seçim atmosferine giren Amerikan yönetiminin zaaflarından istifade her an gelecek İsrail saldırısını önleyebilmek için sorunu alabildiğine büyütüp mücadele alanını genişletmeye çalışıyor… 

Türkiye, bu kez, Amerika’nın müttefiki olmaktan daha fazla doğrudan İran’ı hedef alan radar üssüne izin vermekle İran’ın tehdit algısı içine girdi… 

İran’ın sıkışmışlığı yeni bir durum değil. Bu kez farklı olan hem Suriye-Lübnan-Hizbullah üçgeni üzerinde doğal cephe hattı gördüğü zincirin kopma riski hayli yüksek.

İsrail, Hizbullah üzerinden hissettiği baskıdan azade olunca İran konusunda eli çok daha rahatlayacak. En azından İran bu şekilde algılıyor.

* * * 

Arap Baharı’nı Suriye özelinde mezhep eksenli yırtılmaya ve bölgedeki fay hattının derinleşmesine vesile kılacak harita maalesef binlerce mazlumun kanı ile çiziliyor.

Bu süreçte, geleneksel olarak İran içinde, bilinen politik maharetiyle de uyuşamayan açıklamalara bakılacak olursa neo-safavi söylemin yükselişte olduğu şeklinde okuyabiliriz.

Tüm bu gelişmelerin kesişme noktasında bulunan Türkiye’de yükselişe geçen neo-ittihatçı söylem İran’da ipuçlarını veren neo-safavi söylemle zıtlaşmaya karşılık geliyor.

Her iki söylemin ne denli tehlikeli ve bir o kadar da maceracı sorumsuzluk içerdiğine dair yeterince tarihsel refransa sahibiz.

* * *

Bugün gelinen noktada her iki taraf da farklı sebeplerle de olsa bu aklı selim siyasetinden uzaklaşma temayülü göstermektedir.

İslamcılık konusunda özeleştiriden çok itirafçılığa dönüşen tartışmalarda özellikle atlanan bir husus, İslamcılığın en büyük alameti farikası olan İslam birliği, ittihadı, dayanışması fikrinin adeta yok sayılmasıdır.

Mezhep eksenli bir ayrışmayı tahrik ederek, üstelik bölge dışı güçler adına saldırganlaşmayı meşrulaştırmaya yönelik ajandanın yaygınlaştırılması ile İslamcılık tartışmalarında bu hususun bilhassa atlanması sadece tesadüf müdür.

Eski İslamcılara bir tür itirafçılık yaptırılarak mezhep kışkırtıcılığına soyunmaları ile İslamcılığın ümmet eksenli birlik idealinin gündemden düşürülmesi arasında doğrudan bir ilişki yoksa bile pratikte bu stratejiye hizmet ettiğinden eminim.

İttihatçılık Osmanlı’nın çöküş döneminin ürünüydü ve büyük devlet tercrübesinin maceraya teslim edilişini sembolize eder.

Neo ittihatçılık da neo- safavicilik de böylesi bir ara dönemin, bir tür tarihsel tecrübeye dayalı aklı selim siyasetinin, basiretin iptal edilişine karşılık geldiği uyarısını yapmak da tarihi bir sorumluluktur.

AKİF EMRE

TAMAMI İÇİN YENİ ŞAFAK

 

 

Bir cevap yazın