İslamcılık tartışmasını nominalizmle harcamayalım

Tartışması açıldığı andan itibaren ortaya konulan tavır ve tepkiler İslamcılık hakkındaki temel bir gerçekliği iyice belirginleştirdi. O da bu tartışmanın aslında belli entelektüel çevreler arasında cereyan eden bir tartışma olduğu. Tartışmanın hem dili hem de kapsamı kitlesel bir boyut kazanmış veya kazanabilecek gibi değil.

İslamcılığın karşısına Müslümanlığı konumlandırmakta ısrar eden, aslında özü itibariyle tamamen İslamcı bir kaygıdan hareket edenler, müsterih olsun. İslamcılık zaten hiç bir zaman Müslüman kavramının yerine geçecek bir kavram değil, aslında hiç bir zaman böyle bir iddiası da olmadı. Doğrusu belli bir entelektüel seviyedekilerin tartışmaya böylesine nominalist bir tepki vermelerini anlamlandırmakta zorlanıyorum.

1999’da başlayıp 2004 yılında tamamladığım Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce-İslamcılık (İletişim Yayınları) isimli kapsamlı çalışmanın giriş bölümünde Türkiye’de İslamcılığı çalışmanın bir zorluğuna işaret etmiş ve şöyle demiştim: İslamcılık olarak teşhis ettiğimiz bir siyasallık var ama bu siyasallığın en büyük sorunu aktörlerinin İslamcılık kimliğini nominal olarak üstlenmiyor olmasıdır…

Müslüman kavramının yerine ikame etmek gibi bir iddia taşımaz İslamcılık. Aksine böylesi bir soyutlama düzeyinde Müslüman olmanın gerçek anlamı herkes tarafından bilinip anlaşıldığında kendi işlevini tamamlanmış sayarak kendi kendini yok edebilecek bir kavram. Müslüman oldum demekle insanların terkedilmiş olmadıklarını, Müslümanlığın bedeli ödenmesi gereken bir sorumluluk olduğunu hatırlatmak üzere devreye giren bir uyarı görevi görür.

Müslüman olmanın birincil anlamının Allah’tan başkasına kulluğu reddetmek olduğu unutulduğunda, Müslümanlık salt kültürel veya milli bir mensubiyete dönüştüğünde, Müslümanım diyenlerin Allah’tan başkalarına da kulluğu rutin bir şey gibi görmeye başladıklarında, Kur’an’ın bir bilgi ve rehberlik olarak devre dışı bırakıldığı bir ortamda devreye giren bir uyarıdır İslamcılık bahsi. Bu uyarının da nihai hedefi Müslüman kavramının restorasyonundan başkası değil.

İnsanlar Müslümanım dedikleri halde Kur’an’ı hayatlarındaki tek rehber olarak benimsememişlerse, Müslümanlıktan anlaşılan yerini bulmamış demektir. Müslümanım dedikleri halde ırkçılık, sınıfçılık, bölgecilik, zümrecilik, kabilecilik, aşiretçilik yapanlar, yapmaya devam edenler Müslüman olmaktan birşey anlamamışlar demektir.

İslamcılığı modern şartlarda Batı emperyalizmine karşı bir tepkiye indirgeyip marjinalleştirmeye çalışanların İslamcılık tanımı çok dar ve fazla yüzeysel. İslamcı tepki asıl Müslümanların yozlaşmasına, İslam’ın değerlerinden uzaklaşmalarına, Müslümanım diyenlerin İslam’ın en temel değerleriyle çelişen tutumlar içine girmesine karşı verilen bir tepkidir. Münhasıran Batı’ya veya Müslüman olmayanlara karşı olmaktan ziyade veya bundan önce İslam’dan başka yollara tevessül eden sözümona Müslümanlara karşı bir harekettir İslamcılık. Bu haliyle de İslam’ın ilk zamanlarından itibaren sürekli ortaya çıkmıştır, adına İslamcılık denmemiş olsa da.

İslamcılık isminin Eş’ari tarafından kullanılmış olduğunu söylemek, İslamcılığı ilk temsil etmiş olanın Eş’ari olduğu anlamına da gelmez, sadece kavramın İslam tarihinde hiç kullanılmamış olmadığını gösterir. Üstelik Eş’ari’nin kavramdan bugün anlaşılanları kast etmiyor olması da kuvvetle muhtemeldir, ama onun bir siyasi mücadelesi de vardır ki, sahih (diye düşündüğü) İslam’a bir davet olarak sonuna kadar İslamcıdır.

Hz. Muhammed’in İslamcı olmadığını söylemek de nominalizmin bir ileri aşaması olsa gerek. Bu nominalizme bir katkı olsun diye biz de hatırlatalım ki, Hz. Muhammed Şafii de değildi, Hanefi de. Şii de değildi Sünni de. Selefi de değildi Sufi de. Buradan nereye varırız acaba?

YASİN AKTAY

Yazının tamamı için Yeni Şafak

 

 

 

Bir cevap yazın