Savaş Değil, Siyasi Çözüm İstiyoruz!

Bu ülkede otuz yıldır bitmek bilmeyen bir savaştır sürüp gidiyor. Sivil ya da üniformalı, on binlerce insan öldü, bir o kadarı da yaralandı. Çatışma atmosferinin yarattığı psikolojik tahribat ve toplumsal kutuplaşma ise hesap edilebilir olmanın çok çok ötesinde.

Atlar ve fillerin savaştığı, göz gözü görmez bir toz bulutunun içinde hangi çimleri kimin ezdiğini bilemezsiniz. Zira her savaş ortamı ve her şiddet atmosferi, öncesi ve sonrasıyla “failin görünmezliği” denebilecek bir olguyu beraberinde getirir.

Çocuklara ve sivillere yönelik her türlü saldırı, kim tarafından yapılmış olursa olsun kınanmalıdır, lanetlenmelidir. Gaziantep’teki katliamın sorumlusu, bu katliamın failleri kadar, şiddeti öznesizleştirmeyi mümkün kılan bu kirli savaştır da… Kirlidir; zira göz gözü görmez bir sis bulutunun ‘aktörsüz’ ve ‘öznesiz’ kıldığı bu savaş, ülke gündemini, kamuoyunu ve toplumu hangi sivilin, ne zaman, nerede ve kim tarafından katledileceği öngörülmez bir korku atmosferiyle sarıp sarmalıyor. Bu sebeple savaşın olduğu bir ortamda ölümlerin tek bir sorumlusu yoktur. Siyasi partilerden kamuoyuna, medyadan sivil toplum kuruluşlarına tüm aktörlerin gelinen bu süreçte belli oranda sorumluluğu vardır.

Hal, silahların gölgesinde meydana gelen bir bombalama olayını ve o gölgenin muğlak aktörlerinin muğlak fiillerini sorgulamak olunca, bize öncelikle bu eylemin faillerini öznesizleştiren silahların ortadan kaldırılmasına ve savaşın sonlandırılmasına yönelik muhalefet düşüyor. Zira “hiç kimsenin sorumluluğunu” ve “şiddetin öznesizliğini” mümkün kılan olgular siyasi, bürokratik, toplumsal, yani topyekûn bir savaş mekanizmasıdır.

Ölümlerin ölüm olmaktan çıkarılıp siyasi çıkarlar uğruna hamasi ifadelerle kutsandığı, kayıpların yarıştırıldığı ve böylelikle içinin boşaltıldığı her türlü totaliter milliyetçi söylem ve tutum, toplum içerisine bomba yüklü bir araç gibi girmekte ve kamuoyundaki aklıselim önerilerin duyulmaz olduğu bir toz bulutu oluşturarak sürece dahil olan tüm aktörleri, diyalog ve müzakerenin giderek zorlaştığı, her an genişlemekte olan ve patlamaya hazır bir şiddet sarmalına doğru sürüklemektedir. Bu sebeple en az olayın birincil aktörü kadar, savaşın iki tarafındaki bütün aktörler de şiddetin tırmandırılmasında aynı oranda suçludur.

Bizler, Uludere (Roboskî) katliamının da, Gaziantep katliamının da sorumlusunun bu kirli savaşı sürdürenler olduğuna inanıyoruz. Savaşın ve şiddetin sonlandırılması, daha fazla insanın kaybedilmemesi için sürece dahil olan tüm aktörleri ve kesimleri inisiyatif almaya, silahların bırakılıp diyalog ve siyasi müzakere zemininde buluşmaya ve adil bir siyasi çözüm sürecine katkı sağlamaya davet ediyoruz.

SİZ DE İMZA VERMEK İSTERSENİZ TIKLAYIN!

İlk İmzacılar:

Ahmet Faruk Ünsal, Ayhan Bilgen, Beytullah Emrah Önce, Başar Başaran, Cihan Aktaş, Cüneyd Altıparmak, Demiray Oral, Enes Atila Pay, Erkan Şimşek, Faruk Arhan, Fatma Bostan Ünsal, Ferdan Ergut, Ferhat Encü, Gülsüm Ekinci, Hüda Kaya, İhsan Eliaçık, İlyas Başsoy, İshak Karakaş, İsmail Beşikçi, Mehmet Emin Aktar, Mehmet Fatih Kutan, Orhan Gazi Ertekin, Orhan Kemal Cengiz, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Özgür Öğret, Maya Arakon, Neslihan Akbulut, Reha Ruhavioğlu, Rober Koptaş, Sadi Celil Cengiz, Sarphan Uzunoğlu, Selami İnce, Serdar Bülent Yılmaz, Şehmus Ülek, Sinan Demirez, Tuncer Köseoğlu, Ufuk Coşkun, Ümit Kıvanç, Ümit Kurt, Üstün Bol, Yetvart Danzikyan, Yusuf Ekinci, Yusuf Tanrıverdi, Yüksel Serdar Oğuz, Yılmaz Ensaroğlu, Zeki Kılıçaslan, Zeynep Arkan

 

Bir cevap yazın