Barışı esas tehdit eden Tahran değil, ABD ile İsrail

Gün be gün bize sunulduğu şeklinden farklı olarak dünyayı görebilmek için insanın kendi derisinden soyunması kolay değil. Fakat denemekte yarar var. Haydi birkaç örneğe bakalım…

İran ’la ilgili savaş davulları her zamankinden daha gümbürtüyle çalıyor. Bu durumu ters yüz edilmiş olarak tasavvur edin.

İran , büyük güçlerin de katılımıyla, İsrail ’e karşı öldürücü ve düşük yoğunlukta savaş yürütüyor. İran liderleri, müzakerelerin hiçbir işe yaramadığını söylüyor. İsrail , Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı (NPT) imzalamayı ve nükleer denetimlere izin vermeyi reddediyor, tıpkı İran ’ın yapmış olduğu gibi.*

İsrail , Ortadoğu ’nun nükleer silahlardan arındırılmış bölge olması yönünde uluslararası toplumun galebe çalan çağrılarına kulak asmamayı sürdürüyor. Tüm bunlar olurken, İran , süpergüç hamisinin desteğine sahip olmanın keyfini sürüyor. Bu sebepten İranlı liderler, İsrail ’i bombalama niyetlerini duyuruyor ve önde gelen İranlı askeri analistler, saldırının ABD başkanlık seçiminden önce gerçekleşebileceğini bildiriyor.

İsrail keyfi güç kullanıyor

İran , kudretli hava kuvvetlerinin yanı sıra Almanya ’nın gönderdiği, nükleer füze donanımlı ve İsrail sahili açıklarında demirli yeni denizaltılarını da kullanabilir. Nasıl bir takvime uyulursa uyulsun, İran , süper güç destekçisinin saldırıya öncülük etmese bile katılacağına güveniyor. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, “Böyle bir saldırıdan yana olmasak da İran , egemen bir ülke olarak çıkarlarına en uygun biçimde hareket eder” diyor.

Elbette bunları tahayyül etmek bile imkânsız ama gerçekte oluyor, sadece oyundaki karakterler tersi rollerde. “Teşbihte hata olmaz” derler, oysa böyle bir analoji İran ’a haksızlık oluyor…

‘Bağlantısız’ farkındalığı

Tahran, Bağlantısızlar Hareketi’nin 4 Eylül’de sona eren zirvesine ev sahipliği yaptı. Dünya nüfusunun çoğunluğunu temsil eden hükümetlerin oluşturduğu grup, İran ’ın uranyum zenginleştirme hakkını kuvvetle desteklerken, Hindistan gibi bazı üyeleri de ABD ’nin İran ’a yönelik sert yaptırımlarına sadece gönülsüzce ve kısmen uyuyor.

Hiç şüphe yok ki Bağlantısızlar’ın delegeleri, Batı’daki tartışmalara hükmeden tehdidin farkında. ABD Stratejik Komutanlığı’nın eski kumandanı General Lee Butler’ın açık seçik dile getirdiği gibi: “ Ortadoğu denen kaynayan düşmanlık kazanında bir ulusun nükleer silahlarla donanarak diğer ulusların da bu yönde esinlenmesine sebep olması, aşırı tehlikeli bir şeydir.”

Butler burada İran ’a değil, İsrail ’e göndermede bulunuyor. Arap ülkeleri ve Avrupa nezdinde, barışa en büyük tehdit, İsrail ’dir. Arap ülkelerinde barışa tehdit sıralamasında ABD ikinci gelirken, ne kadar hazzedilmese de İran ’dan daha az korkulmakta. Hatta pek çok ankette çoğunluk, İran ’ın kendisine yönelik tehditleri dengelemek için nükleer silah sahibi olmasının bölgeyi daha güvenli hale getireceğinden yana görüş bildirmiştir.

Amerikan istihbaratının elinde hâlâ böyle bir bilgi olmamasına rağmen, farz edelim, İran gerçekten de nükleer silah kapasitesi yönünde ilerleme kaydediyor. Bunu, ABD ile İsrail ’in BM şartını net biçimde ihlal ederek sürekli savurdukları tehditlerden esinlenerek yapıyor olmasın?

O zaman niye İran , Batı’nın resmi söyleminde sunulduğu gibi dünya barışına en büyük tehdidi oluştursun ki? Baş sebebi, ABD – İsrail ordusuyla istihbaratı itiraf ediyor: İran , gözlerini korkutarak ABD ile İsrail ’i güç kullanmaktan vazgeçirebilir.

Üstüne üstlük İran ‘başarılı meydan okuyuşu’ yüzünden cezalandırılmalı. Washington , yarım asır önce Küba ’yı bununla suçlamıştı ve ABD ’nin uluslararası kınamalara rağmen süregiden Küba ’ya yönelik saldırılarının gerisindeki itici güç de hâlâ budur.

NOAM CHOMSKY

Tamamı için Radikal

(*Çevirmenin notu: İran NPT’nin imzacısıdır ve nükleer denetimlere izin vermektedir. Ortadoğu ’da bunları kabul etmeyen tek ülke İsrail ’dir.) (4 Eylül 2012)

 

Bir cevap yazın