Başörtüsünün 28 Şubat’ı bitmedi!

Üniversitelerde YÖK inisiyatifiyle fiili olarak başörtülü öğrencilere tanınan serbestlik, kamuoyuna ısrarla yasağın bittiği yönünde yansıtılıyor.

Siyasal iktidar da sorunu kampüslerle sınırlıyor ve yasağın artık geride kaldığı şeklinde yaptığı vurgularla, kamuoyundaki bu yanlış algılamayı besliyor. Oysa ne yasak kalktı, ne de sorun bitti!

Her gün yüz binlerce başörtülü öğrenci ilk ve ortaokullarda, liselerde başını açarak öğrenim görmek zorunda bırakılıyor. Bir o kadar kamu emekçisi kadın bina kapılarında, lavabolarda başını açmak durumunda kalıyor.

Başörtülü öğrencilere sadece imam-hatip okullarında inandıkları gibi yaşayarak eğitim alma hakkı tanınıyor. Böylece eğitimde fırsat eşitliği iddiası yasak karşısında da tel tel dökülüyor…

Başörtüsü yasağının 12 Eylül döneminden kalma kılık-kıyafet yönetmeliği, hem başörtülü öğrenciler hem de kamu emekçileri için her gün yeniden yaşanan bir zorbalığın dayanağı oluyor.

Birçok öğretmen, fiili durumdan yararlanmak için imam-hatip okullarına atanmaya çalışıyor. Hastanelerde ise hemşireler boneyle çalışabilmek için ameliyathanelerde, yoğun bakım servislerinde görevlendirilmek istiyor.

Ve ne yazık ki, yasağa karşı ilgisizlik, kayıtsızlık ve siyasal iktidarı “yıpratmama” tavrı, 28 Şubat’tan bugüne sorunu derinleştirmekten başka bir sonuç üretmiyor. Her gün, her sabah ve öğle yüz binlerce kadının yıpranması görülmüyor, duyulmuyor… Ve daha acısı, bile isteye bu zorbalığın üstü örtülüyor…

Gaziantep’de 2012-2013 eğitim-öğretim yılı başladığından beri devam eden yasakçı zorbalık; üstü örtülmek istenen hikayelerin nasıl da biriktiğini gösteren güncel bir örnek oldu.

Şahinbey ilçesinde bir ortaokulda 8. sınıf öğrencisi Sedanur Ağsu, başörtülü olduğu gerekçesiyle bir süredir okul müdürü tarafından derslere alınmıyor, rehberli odasına götürülerek kapı üzerine kilitleniyordu.

Ortada bir insanın özgürlüğünü gasp etmenin de ötesinde adeta psikolojik bir işkence söz konusuydu. Ayrıca öğrenci, okul müdürü ve onun güdümünde hareket edenlerin hakaretlerine maruz kalıyor, böylece yasak, ayrımcılık ve tecritin boyutları artıyordu.

Konu yetkili mercilere iletilse de, yetkililerin aynı zamanda ilgisiz de oldukları anlaşıldı. Medya, daha önceki olaylarda olduğu gibi bu habere de kayıtsız kalmayı tercih etti.

Ne yazık ki, suskunluk azgınlığı besledi ve sonunda başörtülü öğrencinin, okul müdürünün yönlendirmesiyle gerçekleştiği iddia edilen fiziksel bir saldırıya maruz kaldı.

Darp edilen Sedanur Ağsu, yaşadıklarını “Çanta ve ayakkabılarıyla beni döven öğrenciler ‘bu okuldan git, müdür seni burada istemiyor, pis eylemci okulumuzun adını kötüye çıkarmak için mi geldin, seni korkutalım da bir daha bu okula gelme. Müdür seni bu okulda görmek istemiyor’” sözleriyle anlattı.

Yasakçılık, tecrit, hakaret ve fiili bir saldırı…

Bu zulme bir tepki gelecek mi, yasağın kaldırılması için 8 yıldır mücadele eden başörtüsü platformları ve bazı STK’ların dışında ses veren çıkacak mı hep birlikte göreceğiz…

Belki haber münferit bir vaka gibi değerlendirilecek, şikâyet söz konusu olduğu için yasakçı müdürle ilgili iddialar hakkında usulen bir işlem yapılacak ama asıl konu geçiştirilecek; böylece her ilk, ortaokul ve lisede, bütün kamu kurumlarında devam eden zorbalığın üstü örtülmeye devam edilecektir, kim bilir?

 

Bir cevap yazın