Suriye, Türkiye için kritik bir mesele

Dünyaca ünlü teorisyenlerden Prof. Dr. Muhammed Eyüp, Suriye ile ilgili çarpıcı uyarıda bulundu.

Michigan Üniversitesi  uluslararası İlişkiler Bölümü’nde İslam çalışmalarının koordinatörü olan Prof. Dr. Muhammed Eyüp, önce Sakarya Üniversitesi’nde geçen hafta yapılan ‘Ortadoğu’da siyaset ve Toplum Kongresi’ne katıldı, sonra da İstanbul’da Küresel Foruma.

Prof.Eyüp, Suriye ile ilgili gelişmeleri yakından takip ediyor, bir tampon bölge oluşması ihtimalini ‘de facto olabilir ama de jur Rusya’nın konumundan dolayı zor’ sözleriyle değerlendiriyor. Kısa vadede Rusya’nın tavrını değiştirmesinin çok zor olduğunu belirtirken, “Rusya geleneksel siyasetinden vazgeçmeyecektir diyor.

Seda Şimşek’in Bugün gazetesi için yaptığı röportajdan Prof. Eyüp’ün bazı değerlendirmelerini paylaşıyoruz:

Arap Baharı üç ayrı yönden incelenmeli

Arap baharı, bir fenomen olarak bakmamıza rağmen boyutları çok karmaşık. Her devlet kendi transformasyonunu yaşıyor. Farklı açık rejimlerden farklı toplumlara kadar bu geçerli. Her hareket çok özel. Libya ve Suriye’de olanlar birbirinden farklı üstelik her toplumun zemini de bir diğerinden farklı. İran gibi bölgesel güçlerin ya da ABD, Rusya gibi bölge ile ilgilenen global güçlerin etkileri var. Bu güçlerin tamamının Ortadoğu’da çıkarları mevcut. Olan biteni üç ayrı yönden incelememiz gerekir. Birincisi toplumlara ne olduğu, ikincisi Libya ve Suriye gibi ülkelerde etkin olmaya çalışan bölgesel güçlere ne olduğu, üçüncüsü de global düzlemde çıkarlarının peşinde koşan ABD’ye ne olduğu.

Türkiye’nin durumu zorlaştı

Arap uyanışının Türkiye için iyi bir zamanda gerçekleştiğini düşünmüyorum. Türkiye dış politikasını yeniden Ortadoğu üzerine kurguluyordu. Bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kuruyordu ancak bu uyanış hareketleri sıfır sorun politikasını da zora soktu. Türkiye’nin durumu zorlaştı.

Suriye’de bir iç savaş var… Türkiye’nin Suriye olayında neden bu kadar aktif olduğu ile ilgili sorunun en önemli cevabı stratejik ve ekonomik çıkarlarıdır. Bu sebeple bütün bu sorunlar başladı… .

Suriye’de süreç pasifist bir halk hareketi olarak başladı. Esed rejiminin baskıcı ve orantısız müdahalesi olayı farklı bir noktaya taşıdı.

Bununla beraber olayı körükleyen dış etkenler de var. ABD, Arabistan ve Körfez ülkeleri Esed’e İran’la olan yakın ilişkisinden dolayı bir ders vermek istedi. Bunun sonucunda da olayın boyutu değişti. İşin boyutunun değişmesinde bu ülkelerin yaptığı silah yardımı etkili oldu. Bu da başta barışçıl yollar izleyen , iyi çocukların yani muhaliflerin yöntemlerinin değişmesine yol açtı ve dışarda imajlarının kötü görünmesine sebep oldu.

Şimdi dışardan bakınca kim kimi öldürüyor, kim iyi, kim kötü belli değil. Bu noktada ayrıca ABD kârlı çıkarken İran Ortadoğu’daki en yakın Arap müttefikini kaybediyor.

NATO’nun doğrudan bir savaşa gireceğini düşünmüyorum ayrıca Ankara’nın böyle bir savaşa gireceğini de düşünmüyorum. Böyle bir savaş iki taraf için de çok tehlikeli ve rasyonel değildir.

Suriye için nasıl bir çözüm süreci?

Fırsat tanımalıyız, bir hareket alanı sağlamalıyız, belki bir geçiş yönetimi bir çözüm alternatifi olabilir. Suudi Arabistan ve ABD fırsat tanımıyor ama kaybedecekleri pek bir şey yok. Fakat Türkiye için durum böyle değil çünkü Suriye Türkiye’nin komşusu. Arabistan ve ABD bölgeden kaçabilir, geri dönebilir ama Türkiye’nin coğrafi olarak böyle bir şansı yok, hatta bu anarşi Türkiye’ye sıçrayabilir.

Türkiye’nin konuya yaklaşımı belki demokratik, insani, vicdani ama Türkiye’nin önünde Pakistan örneği var. 1980’e geri dönersek Sovyetler Afganistanı işgal ettiğinde CIA, Araplar, bütün dünyadan mücahitler oradaydı. Bugün Türkiye nasıl Suriye’deyse o gün Pakistan da Afganistan’da idi. ABD döndü, Araplar döndü ama bomba Pakistan’ın kucağında patladı. O mücahit grupların bazıları radikalleşti, Talibanı oluşturdu. Pakistan, mücahit gruplara lojistik destek verdi, silah desteği verdi sonra Sovyet savaşı bitip, diğer ülkeler geri çekilince, mücahitler Pakistan’ın kucağında kaldı.

O günden bugüne Pakistan hâlâ o mücahitlerle kendi ülkesinde savaşıyor. Bu noktada, Afganistan-Pakistan örneğini Türkiye-Suriye için model olarak görüyorum. Türkiye’nin bundan çıkaracağı çok ders var.

Röportajın tamamı için Bugün

 

 

Bir cevap yazın