Suriye’de öncelik kanın durdurulmasıdır

Suriye konusunda çok temel bir hata yapıldığı açık, durum ortada. Belirsiz, kaotik bir döneme girildi.

Ortadoğu ve özellikle Suriye politikasını çizenler eğer bizden toplumsal müzakereye, yeterli istişareye açmadan “her şeyi en iyi biz biliriz, çerçeveyi çizeriz, size de bunu halka anlatmanız düşer” diyorlarsa, bu kabul edilemez… 

Başarısızlık apaçık ortada, Suriye ve genelde dış politikanın baştan aşağı kritik edilmesi lazım…

Suriye’ye müdahale noktasına gelmiş bulunuyoruz. Teorik olarak müdahale edebilecek pozisyonda olanlar Türkiye, NATO; Arap Birliği veya Türkiye-İran-Mısır ittifakıdır.

Son seçeneğe üç ülke hazır değil, özellikle İran ve Türkiye hâlâ 16. yüzyıldaymışlar gibi anlamsız, herkese zarar veren bir rekabet içindedirler. Bu iki ülke arasındaki rekabet hiç kuşkunuz olmasın, Mısır’ı da aynı çatışmacı mecraya çekecektir, buna teşne Mısır milliyetçileri de pusuda bekliyor.

Fakat Suriye’de bir kaos var. Esed gitse de kalsa da, Suriye eskisi gibi olmayacaktır. Muhtemelen üçe bölünecek ve söz konusu bölünme -Irak’taki fiilî bölünmenin de etkisinde- Türkiye ve İran’a da sıçrayacaktır. Ya da Esed direnecek, Suriye iyice Bosna gibi yorulup bitkin duruma düştükten sonra Batı -Rusya ile anlaşıp- müdahale edecek, o zaman da bölge ülkeleri -Türkiye, Suudi Arabistan ve İran- zararlarıyla kalacaklardır…

İçeride ve dışarıda Türkiye’yi tek başına askerî müdahaleye teşvik edenler az değil. Bunların içinde sözde İslamcı-muhafazakâr grup, dernek ve STK’ların olması en dehşet verici olanıdır.

Böyle bir müdahale ile; Türkiye’nin yalnız başına kalacağını; Araplar ile Türkler arasında yüzyıllara yayılan bir husumetin başlayacağını; ekonomik kaynaklarını askerî harcamalarda heba edeceğini; asker faktörünün öne çıkıp sivil siyasetin geri plana itileceğini; mezhep çatışmalarının tetikleneceğini; Kürt sorununun hepten içinden çıkılamaz hale geleceğini ve belki de en tehlikeli olanı Türkiye’nin bir anda İran, Irak, Suriye ve Lübnan’la savaş noktasına gelebileceğini hesap edemiyorlar.

Onlar taraftarlarını örgütte tutmak, yeni heyecanlı üyeler kaydetmek aşkına ateşin üstüne körükle gidiyorlar.

Suriye’ye ilişkin ne söyledilerse hiçbiri tutmadı, laf ve propaganda ile süreci tersine çevirmeyi umuyorlar.

Kişiselleştirilmiş dış politika yürümez: İsrail’de “ya Netanyahu gidecek, ya gidecek”. Suriye’de “Ya Esed gidecek, ya gidecek!” Bu akıllıca değil. Başka bir şey söyleyin.

Dahası, Türkiye’nin Suriye’ye girmesi durumunda İran ve Hizbullah doğrudan İsrail’e saldırırsa, kim nerede duracak, kim kiminle savaşacak, Batı bölgeyi nasıl hallaç pamuğuna çevirecek? Bunun hesabı yapıldı mı? Batı’nın işe el koyması durumunda ne Türkiye ve Suudi Arabistan’ın dediği olacak, ne İran’ın…

Bütün bunlara rağmen, Suriye’de kanın durması lazım: “Def’i mazarrat celb-i menafi’den evladır” fetvasınca masum insanlar öncelikle ve bir an önce bu cehennemden kurtarılmalıdır. 

ALİ BULAÇ

Tamamı için Zaman

 

 

 

Bir cevap yazın