Başörtüsüne kısmi değil, tam özgürlük!

Sakarya Adalet Girişimi 372. hafta açıklamasında başörtüsü yasağına kamuda kısmi düzenlemenin yeni sorunlar açacağını ifade ederek, çözümün her alanda özgürlük sağlamak olduğunu belirtti

Sakarya Adalet Girişimi adına Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi tarafından okunan 372. hafta basın açıklamasında “Son günlerde medyaya yansıyan bir iddiaya göre, AK Parti, MHP ile işbirliği yaparak; öğretmenlik, yargıçlık ve emniyet görevlisi gibi bazı meslekler hariç olmak üzere kamuda başörtülü çalışma serbestisi getirmeyi planlamakta… Oysa çok açıktır ki; şartsız-sınırsız bir özgürlük getirmek yerine böylesine tutuk bir adım atmak, sorunu derinleştirmekle sonuçlanacaktır. Dahası, anayasada herhangi bir yasak bulunmamasına rağmen 12 Eylül yönetmelikleriyle yürütülen yasağa, kanunda yer tarifi yapılarak, anayasal bir destek de üretilmiş olacaktır. Haliyle bu adım çözümden ziyade yasağa katkı sağlar. Ayrıca bahsi geçen yerlerin, özellikle de eğitimin, başörtülü kadınların en fazla istihdam edildiği alanlar olduğu düşünüldüğünde, eksik adımın açacağı ayrımcı yarayı tahmin etmek daha kolay olabilir.” denildi.

Basın açıklamasında “Şunu tekrar belirtmek istiyoruz ki, başörtüsü bu ülkenin adalet sorunundan bağımsız değerlendirilemez. Roboski/Uludere katliamının üzerinden aylar geçmesine rağmen hiçbir gelişme kaydedilmemesi bizim açımızdan yenilir yutulur bir şey değildir. Aylardır sürüncemede bırakılan soruşturma şimdide askeri savcılığa gönderilmiştir. Bir devletin kendi vatandaşı sivilleri uçaklarla bombalayıp, bunun sorumlularını aylarca bulamaması bu ülkenin tüm insanlarıyla alay etmektir. Meclis araştırma komisyonunun başındaki Sakarya milletvekili Ayhan Sefer Üstün’ün bu olaydaki sorumluluğu kendisini ayrıca Sakaryalılara karşı hesap verme durumunda bırakacaktır.” denildi.

Basın açıklamasında ayrıca Suriye gündemine de değinilerek Baas rejimine karşı Suriye halkının başlattığı kıyamın geldiği noktada sadece silahlı gruplar tarafından yürütülen bir muhalefete dönüştüğü ve bu durumun yeni sorunlar üreteceği belirtilerek, muhalefete topyekün “devrimciler” diyerek onların silahlandırılması için kamuoyu yapmaya çalışanların ümmet içinde onarılamayacak yaraların müsebbibleri olacakları belirtildi.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 372. Basın açıklaması

Son günlerde Medyaya yansıyan bir iddiaya göre, daha önce Başörtüsünün kamusal alanda serbestçe takılabilmesinin önünü açacak bir teklifi geri çeken AKP, ŞİMDİ MHP ile işbirliği yaparak; öğretmenlik, yargıçlık ve emniyet görevlisi gibi bazı meslekler hariç olmak üzere kamuda başörtülü çalışma serbestisi getirmeyi planlamakta imiş…

Oysa çok açıktır ki; Şartsız-sınırsız bir özgürlük getirmek yerine böylesine ikircikli bir adım atmak, sorunu derinleştirmekle sonuçlanacaktır. Dahası, anayasada herhangi bir yasak bulunmamasına rağmen, 12 Eylül yönetmelikleriyle yürütülen yasağa, kanunda yer tarifi yapılarak, anayasal bir destek de üretilmiş olacaktır. Haliyle bu adım çözümden ziyade yasağa katkı sağlar.

Ayrıca bahsi geçen alanların, özellikle de eğitimin, başörtülü kadınların en fazla istihdam edildiği alanlar olduğu düşünüldüğünde, eksik adımın açacağı ayrımcı yarayı tahmin etmek daha kolay olabilir.

Hükümetin Başörtüsü meselesi karşısında takındığı bu ilginç tutum, çekimserlik aslında AKP kadrolarının devleti ne kadar içselleştirdiğini de gösteren bir işaret.

Bu tutum; hükümetinde, Uluslar arası egemenlik ilişkilerinin tarif ettiği; “makbul İslam” şablonu, yani iktidarlar için tehdit teşkil etmeyen bir “tüketim dindarlığı”ndan başkasına razı olmadığını gösteriyor.

Türkiye Devletin kendi mahrem alanı zannettiği kamusal alanda, başörtülülerin görünür hale gelmesinden, bunun doğurabileceği farklı hareketlenmelerden anlaşılan hükümet, devlet olarak korkmakta.

Bu yüzden İslami camiayı kendi “malı” olarak gören bu siyaset anlayışı, geniş bir camia üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunurken, maalesef dindar camia, özellikle cemaatler bu tutuma razı olmuşa benziyor.

Yani hükümetin lütfettiği kadar Başörtüsü özgürlüğüne razı olanlar, “ bari bu kadarını olsun kaybetmeyelim” ürkekliğiyle, kendilerine dokunmayan her türlü ifsata, bozgunculuğa, zulme rıza gösterir hale geliyorlar.

Ancak bu mesele bu kadar basit değil. 

Biz sizin Başörtüsü üzerinde giriştiğiniz hiçbir tarif ve kısıtlama teşebbüsüne rıza göstermeyeceğiz.

Ne hükümetin ne de yeryüzünde her hangi bir başka iktidarın Müslümanlara inançlarıyla ilgili had biçmeleri hadlerine değildir.

Bizden bu kadarına rıza göstermemizi beklemesinler.

Ayrıca şunu tekrar belirtmek istiyoruz ki, başörtüsü bu ülkenin özgürlük ve adalet sorunundan bağımsız olarak değerlendirilemez.

Bu açıdan, Roboski/uludere katliamının üzerinden aylar geçmesine rağmen hiçbir gelişme kaydedilmemesi bizim açımızdan yenilir yutulur bir şey değildir.

Gelinen aşamada öğreniyoruz ki, aylardır sürencemede bırakılan soruşturma şimdide askeri savcılığa gönderilmiştir.

Bir devletin kendi vatandaşı sivilleri uçaklarla bombalayıp, bunun sorumlularını aylarca bulamaması bu ülkenin tüm insanlarıyla alay etmektir.

Meclis araştırma komisyonunun başındaki Sakarya milletvekili Ayhan Sefer Üstün’ün bu olaydaki sorumluluğu kendisini ayrıca Sakaryalılara karşı hesap verme durumunda bırakacaktır.

Yine aynı şekilde Ankara’nın mahzenlerinde kaybolmayacak denilen Hırant Dink davasının geldiği aşama, işkenceci polis müdürlerinin terfi ettirilmesi, hükümeti eleştiren gazetecilerin içeri atılmaları en hafifinden işlerinden olmaları ve daha sayamayacağımız kadar çok sayıda, toplumdaki adalet duygusunu örseleyen uygulama, AKP iktidarının, muhalefetteyken eleştirdikleri Kemalist devletin iş yapma alışkanlıklarını iktidarda iken içselleştirdiğini gösteriyor.

Ancak tüm bu zulümler açıktan devam ederken, AKP hükümeti ABD’nin bölgedeki stratejik ortağı olarak komşu ülkelere nizamat vermeye kalkışıyor.

Kendi ülkesindeki Kürt meselesini çözememiş devlet aklı, Suriye’ye, demokrasi götürme iddiasında; üstelikte bunu Suudi Arabistan ve Katar gibi gelişmiş demokrasilerle (!) birlikte götürüyor.

Bölgedeki sıfır sorun iddiasından tüm komşularla kriz ortamına girmeyi başaran dışişleri performansına girmeye burada zamanımız yok.

Ancak Suriye ile ilgili olarak Müslüman kamuoyunu bir kez daha uyarmak istiyoruz.

Suriye’deki muhalefete topyekün “devrimciler” diyerek silahlandırılmaları için kamuoyu yapmaya çalışanlar ve AKP güdümünde hareket edenler, ümmet içinde onarılamayacak yaraların müsebbibleri olmaktadırlar.

Oysa net bir şekilde biliyoruz ki; Suriye’deki muhalefetin şu anda ne tek bir lideri ne de tek bir örgütü vardır.

Belirleyici olan gruplarda açıkça, Amerika ve İsrail’in bölgesel hedefleriyle paralel olarak bir şia, iran ve Hizbullah düşmanlığı yapmaktadırlar. Yine Katar ve Suud irtibatları üzerinden Suriye’ye sokulan El Kaide’nin profesyonel askerlerinin de çok kısa bir sürede, örneklerini İslam coğrafyasının bir çok yerinde gördüğümüz gibi halka yabancılaştıkları, ortadadır.

Bu “cihatçı” denilen grupları siyaseten “devrimci” diye destekleyenler çok iyi bilmektedirler ki bu “cihatçılar” girdikleri her yerde Müslüman kanını helal gören, meşruiyet gibi bir dertleri olmayan ümmetin maslahatıyla kendilerini sınırlı görmeyen bir geleneğin takipçileridir.

Tüm bu karmaşada Baas diktatörlüğüne karşı kıyam eden Suriye halkı ülkelerinin küresel egemenlerin amaçlarını uğruna enkaza döndüğünü görmüş, büyük oranda kendilerini geri çekmişlerdir. Bir şekilde eline silah alanlar da, başta Türkiye olmak üzere Amerikan-İsrail hedefleri doğrultusunda ilerleyen kanlı bir siyasetin piyonu haline gelmişlerdir.

Buradan kendileri oturup dururken Suriyeli Müslümanların kanı üzerinden “devrimcilik” oynayan “gazete mücahitleri”ne soruyoruz; Baas rejimi düşerse, şimdi tribünlerden “vurun aslanlarım” diye tezahurat yaptığınız bu insanlara ilişkin nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Ortadoğu halklarının geleceğinde ümmet kardeşliğine mi yoksa mezhep düşmanlığına mı payanda oluyorsunuz?

Müslüman halkların kanı üzerinden bu kadar pervasızca “devrimcilik” oynayan sizler, yarın yol açtığınız onulmaz yaraların hesabını nasıl vereceksiniz?

Oluşmasına en büyük katkıyı verdiğiniz iç savaşın sonunda bu halka ne diyeceksiniz?

 Yoksa nasıl olsa hesap soran yok diye, tıpkı mavi Marmara olayında; mangalda kül bırakmayıp, Hükümet’in bir işaretiyle sus pus olduğunuz gibi, sırtınızı dönüp ümmetin başka ülkelerini kurtarmaya mı koyulacaksınız.

Tüm pervasızlıklarınızdan anladık ki kul’dan utanmıyorsunuz… Peki Allah’tan da mı korkmuyorsunuz?

Hiçbir iktidar sonsuz değildir, her iktidar er ve ya geç bu halka ve din günü Hakk’a hesabını verecektir.

Bizler ise buradan, bazıları rahatsız olsalar da, tuz da kokmasın diye uyarı ve sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz.

Yaşasın halkların kardeşliği

Yaşasın tevhid adalet ve özgürlük

SAGBP adına Sakarya Dayanışma Derneği

 

Bir cevap yazın