Kimse Suriye’ye müdahale konusunda hevesli değil

Suriye’de 1 yılı aşkın süredir yaşanan çatışmalar, Türkiye’de gündemin en ön sıralarında yer alıyor. Evrensel Gazetesi’nde bu konuda Mete Çubukçu ile yapılmış bir röportaj var. Bazı bölümlerini paylaşıyoruz:

“Esad rejimi 1.5 ayda yıkılır” deniyordu, neredeyse 1.5 yıl oldu beklenen olmadı. Türkiye’nin hesapları nerede şaştı?

Bir kere uluslararası kamuoyu Suriye’ye müdahale konusunda hevesli değil. Türkiye’nin kafasındaki plana katmaya çalıştığı ABD, AB, NATO bile “Evet haklısın, ama biz herhangi bir silahlı güç anlamında orada olmayacağız” diyor. Ben ABD başkanlık seçiminin ardından da büyük bir değişiklik olmayacağını düşünüyorum. Türkiye açısından baştan hesaplanmayan ya da hesaplanıp dikkate alınmayan İran ve Rusya’nın müdahil olması durumu var.

Aslında en yanıltıcı şey Libya’da oldu. Rusya, Libya’da verdiği desteğin ardından “böyle olmayacaktı” dedi. Suriye meselesinde de Rusya’dan destek geleceğini varsayıyorlardı. O kesilince BM kapısı kapanmış oldu. Libya uzak bir coğrafya, petrolü vs. var ama çarpan etkisi çok değil. Suriye’nin petrolü yok ama oturduğu coğrafya, etrafında kurduğu bütün halkalar, siyasi, dini dünya politikasındaki dengeleri, mezhebi anlamında çarpan gücü kendi gücünden daha etkili. Rusya’dan destek bekledikleri için bu kadar hevesli girdiler bu işe. Ama zaten Türkiye bunu hesaplamadıysa, planlamadıysa büyük hata. Hele İran’ı hesaba katmadılarsa… Sonuçta başta kim bu planı ve projeyi ya da mühendisliği yaptıysa, tamamen olmasa da, yüzde 80 tutmadı.

Arap Baharı domino etkisi yarattı, birçok diktatör tarihin çöplüğüne gitti. Peki, Suriye’nin diğer Arap ülkelerinden farkı neydi?

Esad rejimini ben de eleştiriyorum. Esad rejimi bir şekilde yıkılacak, bu şekilde gidemez. Ama Suriye’yi Libya gibi değerlendirdiler, aşiret devleti muamelesi yaptılar. Libya’da Kaddafi aşiret rejimi sayesinde iktidarı elinde tutuyordu, aşiretlerin düzeni vardı, kurumsal bir şey yoktu.

Suriye rejimi ise kurumlarıyla, ordusuyla daha oturmuş bir rejim. Suriye’de Nusayri’si, Sünni’si, Dürzi’si, Hristiyan’ı, Kürt’ü vs. var. Buradaki handikap da bu karmaşık yapı. Baskıcı rejim bugüne kadar bu kesimleri zorla birleştirici bir özelliğe sahip oldu. Dolayısıyla rejim dağıldığında sadece kendisini değil etrafındaki parçaları da etkileyecek.

Kürt meselesi var örneğin. Irak Kürt Bölgesi, Suriye Kürt Bölgesi, sonra Türkiye’deki Kürtler ne olacak, ne yapacak gibi… Çok komplike bir şey. Dolayısıyla Türkiye için Suriye en az iki cepheden oluşuyor; biri Suriye rejimi ve ne olacağı, diğeri de Kürtler ve Kürt bölgesinin ne olacağı.

Türkiye Esad rejiminin yıkılmasından sonra Suriye’de ne olacaktan çok Suriye’deki Kürtler ne yapacak, nasıl bir yapı olacak, Türkiye’deki Kürtler ne yapacak diye düşünmeli. Şimdiye kadar bu sorunu Barzani üzerinden götürmeye çalıştılar ama bu kadar kolay olmayabilir.

Arap Baharı’yla beraber Suriye’de de kitlesel eylemler olmuştu. Ama şimdi Özgür Suriye Ordusu’yla (ÖSO ) rejim arasında bir savaş var. Suriye halkı ne düşünüyor?

Yekpare bir Suriye halkı yok. İki taraf da egemenlik açıklaması yapıyor. Kimileri diyor ki Özgür Suriye Ordusu, ülkenin yüzde yetmişini kontrol ediyor. Ben buna inanmıyorum. Kırsal ya da boş araziyi kontrol etmek önemli değil. Bu kadar mülteci neden kaçıyor? İlk başta barışçıl gösterilere bu kadar sert müdahale edilmeseydi bu noktaya gelinir miydi? Ama diğer taraf da çok çabuk silahlanmaya başladı hiç alışık olunmadığı şekilde. Temel nokta; bu insanlara ateş açılıp öldürülmeseydi olaylar bu noktaya varır mıydı?

Türkiye sınırını kullanan ÖSO güçleri var. Dışarıdan destek, silah yardımları alıyorlar. ÖSO Suriye halkı tarafından destekleniyor mu?

Destek olmasa zaten muhalefet orada tutunamaz. Ama ÖSO dediğimiz bir tane değil, ÖSO adı şemsiye marka gibi bir şey. Dışarıdan gelen El Kaideci, Selefi gibi kesimler var. Dışarıdan 1500 savaşçının geldiği söyleniyor, bu ciddi bir rakam. Bunların yanında koordinasyon komiteleri var. Apaydın kampında bir süre kalıp sonra giden Riyad El Esad var, şeyh lakaplı bir komutan var ordudan ayrılan… Bunların arasında bir alan kapma yarışı var. Bir de tabii ki rejimin ordusu, hava kuvvetleri var. Muhalefet Hristiyanları, Dürzileri, Alevilerin bir kısmını ve Sünnilerin belli bir kesimini ikna edemedi. ÖSO ve asıl olarak Suriye Ulusal Konseyi bütün Suriye halkını kapsayıcı bir görüntü veremedi.

Suriye’de Kürtler taraf olmadılar. Kendi yönetimlerini kurdular. Suriye’nin kuzeyinde artık Kürtler var. Bunun Türkiye’ye yansıması nasıl olur?

Suriye’de Kürtler, Kuzey Irak’taki gibi coğrafi bir bütünlük içinde değiller. Bütünlüklü oldukları yer Kamışlı. Halep’te de Kürtler yoğun. Afrin, Kobani daha güneybatıda kalıyor. Ama genel olarak Kürtler’in de Türkiye’nin de baktığı Kamışlı. Kürtler iki tarafa da uzak. Esad rejimine bugüne kadar yaşadıklarından dolayı, diğer tarafa da haklarını tanımamakta ısrar etmelerinden kaynaklı mesafeliler. Suriye Kürtlerinin lideri, laik, demokratik ve eşit bir anayasa ve federal bir bölge istediklerini söylüyor.

“Rejim Türkiye’ye karşı o bölgeyi Kürtlere bıraktı” söylemini doğru bulmuyorum. Rejim artık kendi derdinde, bunu düşünse bile hayata geçirmesi kolay değil. Bu yapı bundan sonra artık zor ve baskı üzerine kurulu yapı olmayacak. Ya Irak’taki gibi Kürtlere otonomi verilecek ya da federal bir yapı olacak. Özerklik belki daha sonra tartışılır diye düşünüyorum. Onların önünde de Türkiye ve Irak Kürdistanı ikilemi var. Sonuçta bir Irak Kürdistanı ve bir Suriye Kürdistanı varlığı olacak, bu kaçınılmaz.

Tamamı için Evrensel

 

Bir cevap yazın