Türkiye’de İslamcılık (3)

Türkiye’de İslamcılığın muhafazakârlık ve liberalizmle ilişkisi çok partili hayata geçilmesiyle başlar. Cumhuriyet tarihinde Kemalizm’e karşı muhalefet etmenin yolu çoğunlukla liberalizm olmuştur. Tek parti döneminde kurulan iki muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın da Serbest Fırka’nın da tüzükleri liberal diyebileceğimiz düşüncelerden oluşmuştu.

Demokrat Parti ile başlayan sağ siyaset geleneği de dönemin konjonktürüne göre yoğunluğu değişmekle beraber liberal ekonomi politikaları yürüttüler. Yine Türkiye’nin kapılarını neoliberalizme sağ siyaset geleneğinden gelen Anavatan Partisi açtı. Bu partiler hem seçimi kazanmak için halkın oyuna ihtiyaç duyduklarından hem de modernleşmeyi Kemalizm’e karşı bir biçimde kapitalistleşme üzerinden gerçekleştirme yöntemlerinden dolayı geniş toplum kesimlerini modernleşme sürecine dâhil ettiler.

Kendisi bir model üretemeyen, temel siyasi pratiğini de Kemalizm’in katı uygulamalarını yumuşatmak ve böylece sisteme dâhil olmak üzerinden kuran cumhuriyet dönemi İslamcılığı da siyasal alana sağ partiler aracılığıyla girdi.

Yukarıda belirtildiği üzere yalnızca II. Abdülhamit döneminde o da ilkesel olarak değil de pragmatik bir siyaset aracı olarak devlet politikası olan İslamcılık 60’lı yıllarla birlikte muhafazakarlaşarak kapitalizm ve serbest piyasacı bir anlayış üzerinden Türkiye modernleşmesine dahil oldu.

Sağ partilerin temel siyasi söylemlerinden kalkınmacılık İslamcılığın da önemli söylemlerinden biri haline geldi. Yine 60’lı yıllarda güçlenmeye başlayan sol düşünceye karşı kendisini sosyalizm karşıtı bir şekilde konumlayan İslamcılık, sağcılığa yaklaştıkça serbest piyasacı bir ekonomi modelini içselleştirdi. 90’lı yıllarda ise ANAP iktidarı döneminde İslamcı bir burjuvazi ve yeşil sermaye adı verilen bir sınıf oluştu.

Cumhuriyet döneminde İslam’ı devrimci bir ideoloji haline getirmeye çalışan, Osmanlı İslamcılığı çizgisini devem ettirmeyi hedefleyen, siyasal İslamcı bir hareketin var olduğu da bir gerçektir. Yani C. Afgani, ve M. Abduh’un İslamcı anlayışı cumhuriyet devrinde de varlığını sürdürmüştür.

60’lı yıllarla birlikte başta Mevdudi ve Seyit Kutup’un olmak üzere Müslüman düşünürlerin kitaplarının çevirisiyle başlayan ve radikal İslamcılık olarak da adlandırılan bir hareket gelişti. Osmanlı dönemindeki seleflerinden niceliksel ve niteliksel anlamda daha güçlü bir yapı oluşturabildi. Ancak muhafazakârlaşarak Türkiye modernleşmesine ve siyasal alana dâhil olmayı başaran ve böylece cumhuriyet dönemindeki temel amacına ulaşan Türkiye İslamcılığı karşısında kendine fazla bir alan bulamadı. Kuran ve Sünnet’e dönüşü savunan ve bu nedenle hem geleneksel İslam’a eleştirel yaklaştığı hem de Türkiye İslamcılığının siyasi pratiklerini reddettiği için bu çevrelerin tahkir, tepki ve suçlamalarına maruz kaldı.

Ülkede sağ sol çatışmasının kızıştığı bir dönemde ortaya çıkması ve Müslüman halkın sola karşı sağ cenah içinde örgütlendiği bir vasatta, bu ideolojik kavgalar arasında çizgisini de tam olarak netleştiremedi. Yine de o dönemlerde kurulan Milli Selamet Partisi ve Milli Görüş hareketinin söylem ve politikalarını siyasal İslamcılığın etkisinden bağımsız olarak düşünemeyiz. Bilhassa sömürgecilik sonrasında İslam dünyasında neşvünema bulan bir İslami uyanış Türkiye’de hem siyasal İslamcılar hem de Milli Görüş üzerinde etkili oldu.

Milli Görüş aslında Nakşîliğin içinden çıkan bir hareket olmasına karşın hem taşıdığı radikal İslamcı etkiler hem de kendisinin İslam’ı siyasallaştırmaya dönük çabaları nedeniyle siyasal İslamcığa yakınlaşır. Öte yandansa millici ve kalkınmacı söylemleri, geleneksel İslam anlayışından beslenip, ihya ve ıslahçı çizgiden ayrışması onu Türkiye İslamcılığına yaklaştırır.

MNP’den Refah Partisi’ne kadar Milli Görüş hareketi siyasal İslamcılıkla muhafazakâr-liberal Türkiye İslamcılığı arasında bir ara yapı durumundadır. 12 Eylül darbesinin Türk-İslam sentezciliği üzerinden Türkiye’yi neoliberal dalganın etkilerine açtığı yıllar siyasal İslamcılık için de Milli Görüş için de güçlenme fırsatı oluşturdu.

1985–1995 arası dönem İslamcılığın yükselişine sahne oldu. Ancak 28 Şubat’ta ordunun İslamcılara dönük olarak gerçekleştirdiği darbe hem siyasal İslamcılığı hem de Milli Görüş’ü sistem içine çekerek, muhafazakâr bir yönelişe götürdü.

Ak Parti iktidarı ve 2000’li yıllar Türkiye İslamcılığı’nın muhafazakâr-liberal çizgiye kaymasının son aşamasını temsil eder. Partinin ismindeki “kalkınma” kelimesi hem partinin ekonomi politikasının serbest piyasacı bir politika olacağını hem de kalkınmacılığın İslamcı söyleme nasıl yerleştiğinin bir göstergesiydi. Bu Türkiye İslamcılığının gelebileceği zorunlu bir noktaydı. Çünkü İslamcılık artık ANAP döneminde ortaya çıkan dindar sermayenin İstanbul sermayesiyle hesaplaşmasının ve iktidara gelme hedefinin bir aracı haline gelmişti.

Türkiye’de hiçbir zaman bir halk hareketi haline gelemeyen İslamcılık bilhassa 28 Şubat’tan sonra dindar burjuvazinin siyasal söylemi haline geldi.

Sağ muhafazakâr partilerin Kemalizm’in dışladığı toplumsal kesimleri siyasal alana çekme çabasına rağmen yine de Türkiye’de her zaman bu çabaya karşı koyarak, siyasal alana dâhil olmayı reddeden ve sistem dışı kalmayı tercih eden bir kesim her zaman var olmuştur.

Ak Parti’nin büyük başarısı ise Türkiye’de resmi ideolojinin dışladığı tüm dindar kesimleri blok halinde siyasal alana çekmesidir. Ak Parti’nin siyasi ideolojisi olan muhafazakâr demokrasi İslamcılığın son bakiyelerini de muhafazakârlaşma sürecine eklemledi. Ayrıca 90’lı yıllarda Kemalizm’e dönük İslamcı eleştiri söyleminin 28 Şubat darbesiyle meşruiyetini yitirmiş olması, Ak Parti’yi liberalizmle daha sıkı bir ilişkiye soktu ve statükoya muhalefet liberal bir söylem üzerinden yürütüldü. Bu durum Ak Parti’yi içinden geldiği gelenekten farklı olarak, liberalizmi İslamcılığı sisteme dâhil etme amacını aşarak, ülkeyi liberal politikalarla dönüştürüp küresel kapitalizme eklemleme ve bu yolla statükoyu tamamen tasfiye etme politikasına götürdü. Bu süreç İslamcılığı Ak Parti eliyle kapitalizm ve serbest piyasa söylemi içerisinde çözülmeye uğrattı.

UFUK AKTAŞLI

PLATFORMHABER

 

One thought on “Türkiye’de İslamcılık (3)

Bir cevap yazın