Yıkılsın bu düzen!

Suriye’de rejim ya kısa sürede devrilecek ya da Türkiye’nin sıcak bakmaya başladığı, Rusya’nın içinde olduğu, rejimin omurgasının korunduğu Baas’sız ve Esad’sız bir geçiş döneminde uzlaşılacak

 Suriye ’de kimse istediğini elde edemiyor. Ne Esad rejimi ne muhalifler ne ABD/Türkiye/Suudiler ne de Rusya/İran .

Ülkedeki manzara şu: 2.5 milyon kişi evini, kasabasını, kentini terk etmiş, ülke içinde ya da dışında mülteci durumunda. Kentler yerle bir olmuş, başta Halep’te olmak üzere birçok yerde tarihi eserler her iki tarafın eliyle yakılıp yıkılıyor. 1.5 yılda 20-30 bin arasında insan öldürüldü.

Amerika her ne kadar bir adım atarak yeni muhalif oluşuma öncülük etmiş olsa da, seçim sonrasında beklendiği gibi pozisyonunu çok değiştirmiş değil. Devreye girdi ama hâlâ ‘arka koltuktan’ direktif veriyor.

Katar bitmeyen petrol paralarıyla muhalefeti silahlandırıp Libya ’da olduğu gibi Şam rejimini devirmek için direksiyona geçmeye çalışıyor.

Türkiye ise 1.5 yıllık ‘yatırımından’ vazgeçmek niyetinde değil, rejimi devirmek için var gücüyle uğraşıyor ancak hesaplanmayan ‘yalnızlık’ artık Ankara ’yı zorluyor. Rusya, İran rejime destek açısından geri adım atmıyor.

Suriye için en iyi tarif satrançtaki pat durumu olabilir. Şimdi yeni kurulan yapıyla muhalifler son bir hamle peşinde.

Diktatörlükler yıkılırken

İletişim Yayınları tarafından yayımlanan ‘Yıkılsın Bu Düzen/ Fel Yaskut Ennizam-Arap Ayaklanmaları ve Sonrası’ adlı kitabımda Arap ayaklanmalarının dinamiği ve ruh halini anlatmaya çalıştım.

Ayaklanmaların başından beri, yıkılmaz denilen rejimlerin nasıl alaşağı edildiğini, muhalefetin nasıl çığ gibi büyüdüğünü izledim. İsyanları yerinde takip eden biri olarak, meydanlardaki ‘ruhu’ hiçbir zaman gözden kaçırmadım. Ama Arap Baharı tanımlamasını kullanmadım. Çünkü bu sürecin ucu açıktı, hâlâ da öyle. Sürecin nereye varacağına kitleler karar verecek. Net olan şey, tüm ayaklanmaların başlangıcında iç dinamiklerin etkili olduğu. Ama dış müdahale ve uluslararası konjonktürü de unutmamak gerek.

Arap ayaklanmalarını sadece Suriye’ye bakarak değerlendirmek, süreci ve kitlelerin inisiyatifini küçümsemek olur. Suriye’de kanlı bir süreç yaşanıyor. Esad rejiminin eski haliyle devam etmesi artık mümkün değil. Diğer diktatörlükler gibi yıkılacak. Ancak bu koşullarda yeni Suriye’yi kimin kuracağı, büyüyen rövanşizmle yeni bir Suriye’nin mümkün olup olmayacağı belli değil.

İki seçenek var

Yeni muhalefet, Baas partisiyle müzakereye oturmayacak, kurtarılmış bölgelerde yerel konseyler kurarak bölgeleri yönetmeye başlayacak. Uluslararası tanıma garantisi verilirse geçiş hükümeti kurulacak.

Bundan sonraki süreçte iki seçenek var: Ya rejim kısa sürede devrilecek -ki bunun işaretleri yok- ya da bir noktada uzlaşılacak. Bunun anlamı şu: Türkiye’nin sıcak bakmaya başladığı Rusya’nın içinde olduğu, rejimin omurgasının korunduğu Baas’sız ve Esad’sız bir geçiş dönemi.

Aksi halde ortada ülke ya da ortak yaşanacak bir anlayış kalmayacak.

Kitabıma isim olarak seçtiğim ‘Yıkılsın Bu Düzen’, ayaklanan insanların sloganı. Yerine ne konacağını ise (pozitif/negatif) ayaklananlar karar verecek. Bu nedenle Suriye’de olan biteni Arap ayaklanmalarının içinde ama farklı bir bölüm olarak ele almak gerekiyor. Yaşananlar da bunu gösteriyor.

METE ÇUBUKÇU

Radikal 2

 

Bir cevap yazın