Asgari ücret, aileyi ve eğitimi olumsuz etkiliyor

Eğitim İlke-Sen, açlık ve yoksulluk sınırının altında belirlenecek bir asgari ücretin; sosyal hayatı, aile bütünlüğünü ve eğitim sistemini olumsuz etkilendiğini belirtti

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2013 yılının asgari ücretini belirlemek üzere çalışmalarını sürdürürken, konuyla ilgili olarak Eğitim İlke-Sen (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası) bir basın açıklaması yaptı.

Açıklama “Asgari Ücret Tespit Komisyonu, önümüzdeki yıl için belirleyeceği ücret ile taşıdığı sorumluluğun farkında olmalıdır ve buna göre kapitalizmin değil toplumun yararını düşünen bir ücret tespit ederek çözüme dönük olumlu bir ilk adım atmalıdır.” çağrısıyla son buldu.

BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ

ASGARİ ÜCRET, EĞİTİMİ VE AİLEYİ OLUMSUZ ETKİLİYOR

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2013 yılının asgari ücretini belirlemek üzere ay boyunca sürecek toplantılarına başladı. 2013-2015 Orta Vadeli Ekonomik Program’da, asgari ücret için ‘yüzde 3+3’ oranında bir zam öngörülüyor. Her ne kadar süreç, masa başında bir pazarlık gibi gösterilse de, son kararı yine hükümetin verecek olması; 1 Ocak itibariyle 740 liralık net asgari ücrete muhtemelen 22 lira civarında bir zam yapılacağı anlamına geliyor. Açlık sınırının 1100, yoksulluk sınırının ise 3000 lirayı aştığı bir ülkede, asgari ücreti 762 liraya yükseltmek hangi vicdana, nasıl sığabilir?

Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 4. maddesinde asgari ücret; “işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanıyor. Ancak asgari ücretle geçinemeyen milyonlarca işçi için bu tanım sefalet veya ücretli kölelik dışında hiçbir anlam taşımıyor. Çünkü yönetmeliğinde bu tanımı yapan devlet, yürürlükte kendi yaptığı tanıma değil, piyasanın tek hırsı kâr olan patronların çıkarının ne olduğuna bakıyor.

Asgari ücretin açlık sınırının altında, insanın zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabildiği yoksulluk sınırının üçte bir oranında belirlenmesi, işçilerin ve ailelerinin insanca yaşama hakkını ve koşullarını ihlal ettiği gibi, tüm sosyal hayatı ve eğitim sistemini de olumsuz yönde etkiliyor. Bu sebeple asgari ücret sorununun sadece işçi sendikalarını ilgilendiğini düşünmüyoruz. Bir eğitim-bilim sendikası olarak herkesin hakkını savunmanın, velilerimizin ve öğrencilerimizin yaşam koşullarını da gözetmekten geçtiğini savunuyoruz.

Asgari ücretin insanın izzetine ve onuruna yakışmayacak düzeyde düşük tutulması, çalışma koşullarının ağır olması, günlük ortalama 8 saatten ziyade denetimsiz piyasa koşullarında yaklaşık 10-12 saati bulan çalışma süresi, ulaşımda geçen sürenin artması, zamlara ve reel hayat pahalılığına karşı ücretlerin aynı oranda yükselmemesi vb. nedenler, toplumun geniş bir kesiminin sadece hayatta kalmak için sürekli çalışmak zorunda kalması dışında bir sonuç üretmiyor. Bu kapitalist ekonomi düzeni ise toplumsal hayatı, ailelerin huzur ve mutluluğunu, çocukların gelişimini tehdit altında tutuyor.

Her defasında “aile” vurgusu yapan muhafazakâr bir iktidar, kendi ekonomi politikasının aileleri parçaladığını, çocukların anne-babalarından kopmak zorunda kaldıklarını nasıl göz ardı edebilir? Ömrünün büyük bir kısmını kapitalizmin doymak bilmeyen büyüme-kalkınma iştihanı karşılamak üzere çalışarak geçirmek zorunda kalan ve buna karşı emeğinin karşılığını da alamayan milyonlarca insan, eşine, çocuklarına, ailesine, sosyal çevresine ne kadar zaman ayırabilir? Eğitim ihtiyaçlarına, sosyal ve kültürel faaliyetlere ne kadar zaman ve para ayırabilir?

Üç dört kişilik bir ailenin yiyecek-giyecek ve barınma ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan çok uzak belirlenen bir asgari ücretin, aile bütünlüğünü tehdit eden bir faktör olduğu çok açıktır. Nitekim Türkiye İstatistik Kurumu’nun boşanma oranlarındaki hızlı artışta ekonomik gerekçelerin önemli bir paya sahip olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Temel ihtiyaçlarını karşılamayan aileler ve çocukları, eğitimin de metalaştığı bir dönemde tamamen dezavantajlı bir konuma sürüklenmektedir. Eğitim sistemi ise mevcut eşitsizlikleri derinleştiren bir sürece dönüşmektedir. Buna parçalanmış ailelerden gelen çocukların yaşadıkları duygusal travmaların eğitimleri üzerindeki olumsuz etkileri de eklendiğinde; asgari ücretin çok düşük belirlenmesiyle başlayan sürecin tabana doğru yayıldıkça ne tür sorunlara yol açabildiği daha iyi anlaşılacaktır.

Şayet şiddetli geçimsizlik, depresyon, şiddet, boşanma, parçalanmış aileler, bağımlılık gibi sorunlar toplumsal dokuyu önemli oranda zedeliyorsa, mevcut ekonomik sistemin bu noktada temel bir neden olduğu göz ardı edilmemelidir. Kapitalist anlayış, insanlığı ve doğayı ifsad etmekten, emeğin sömürülmesinden, kaynakların talan edilmesinden başka nasıl bir sonuç verebilir ki?

Eğitim İlke-Sen; tüzüğünde “modern kölelik uygulaması olarak kabul ettiği asgari ücret, ücretli/sözleşmeli öğretmenlik, taşeronluk, 4/C ve esnek/güvencesiz çalışma gibi insanlık dışı uygulamalara karşı hak, adalet ve özgürlük temelinde mücadele etmeyi” temel bir ilke beyan etmiştir. Bunun gereği olarak hem öğrencilerimizin hem de velilerimizin insanca yaşayabilecekleri koşulların oluşturulmasının önünde büyük bir engel teşkil ettiğine inandığımız asgari ücretin belirlenmesinde, kapitalist sermaye sahiplerinin değil toplumun gözetilmesi gerektiğini savunuyor, buna uygun çözümler üretecek politikaların geliştirilmesini istiyoruz.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, önümüzdeki yıl için belirleyeceği ücret ile taşıdığı sorumluluğun farkında olmalıdır ve buna göre kapitalizmin değil toplumun yararını düşünen bir ücret tespit ederek çözüme dönük olumlu bir ilk adım atmalıdır.

EĞİTİM İLKE-SEN

İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası

 

Bir cevap yazın