Ne olacak bu Anayasa Komisyonu’nun hali?

“Ne olacak bu memleketin hali ?” sorusu ne kadar dramatik ve bir o kadar romantik ruh halini yansıtıyorsa, anayasa komisyonu ile ilgili tartışmalar da bu psikolojik atmosferin etkisi altındadır. Sanki bitirmek üzere olduğumuz yıl içinde her alanda müthiş bir demokratikleşme süreci yaşamışız da, yeni anayasa hazırlama sürecinde buna yakışır bir mesafe alamamışız gibi eleştiriler yapanlara bu köşeden teessüflerimi iletiyorum.

Her şeyin ilerisini gören, televizyon dizilerindeki senaryoların bile nereye varabileceğini öngörüp geç olmadan müdahale eden bir Başbakan’ın anayasa çalışmalarında ne kadar yol alınıp alınamayacağını, kestiremediğine inanmak büyük bir haksızlıktır. Parti kongresinde verdiği yarı uyarı yarı tehdit mesajından sonra, komisyonda temsil edilen partilerin kendilerine gelip ellerini çabuk tutma eğilimine girmeyeceğini Erdoğan da gayet iyi biliyordu. O halde geriye iki ihtimal kalıyor.

Olursa olur olmazsa siz bilirsiniz rahatlığı içinde hareket etmenin iki nedeni olabilir. Birincisi, başkanlık yönünde bir düzenlemenin mümkün olmayacağı varsayımı ile işi oluruna bırakmak. İkincisi ise tam tersine, yeni anayasanın yapılamaması durumunda siyasal faturayı üstlenmemek için hazır olan B planını devreye sokmak için fırsat gözlemek.

Her şart altında yirmi civarında maddenin ötesinde bir uzlaşma sağlayamayan komisyon üyelerinin görev ve yetkisi fiilen bitmiştir. Başkanlık konusunda bir ortaklaşmaya varmadan yasama ve yargının pozisyonunu tarif gibi bir abesle iştigal ederek masada oturmaya devam etmekte ısrar etmezlerse, yeniden ele alınmak üzere geçilen maddeleri yeniden gündem yapabilirler.

Temel ilkeler üzerinde anlaşmadan kelime kelime metin yazmayı, kolay anayasa yapma yöntemi olarak benimseyebilen bir komisyonun, perşembenin gelişini çarşambadan biliyor olmalarına rağmen bunu kamuoyuna çaktırmama konusunda gösterdikleri özen takdire şayandır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yılda bir kez olsun sivil anayasa yapamamış olmasının imajımıza ne kadar zarar vereceğinin farkında olmak elbette sorumlu siyasetçi gibi davranmanın da bir gereğidir!

Musa Beyli barajına son anda adı verilen sayın Meclis ve Anayasa Uzlaşma Komisyon Başkanı, bu bir yıllık çabasının neticesinde taltif ve onurlandırılmayı çoktan hak etmiştir. Bir biri ile anlaşamayacakları baştan belli dört parti temsilcisini bir yıl masada tutmayı başarmak, hafife alınacak bir tecrübeli siyasetçi profili değildir. Ülkenin ilk sivil anayasa hazırlık komisyonuna öncülük etmenin önümüzdeki siyasi gelişmelerde önemli bir CV başlığı olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Değmez mi? Sahi HES’lere adı verilen bir başkanla, sizce su ve çevre hakkının anayasada nasıl yazılmasını arzu ederdiniz?

AYHAN BİLGEN

Emek Dünyası

 

Bir cevap yazın