Ama gel gör ki Roboski, Roboski, Roboski…

Pazartesi günü ‘Uludere Devletle Barıştı’ manşeti atan Akşam Gazetesi “PKK baskısına rağmen Uludere devlete sırtını dönmedi” diyor ve ailelere yapılan ‘devlet’ yardımlarını sıralıyordu.

Habere göre, aileler bu yardımları ‘minnet ve şükranla’ kabul etmişler ve 28 Aralık ‘Roboski katliamı’nın yıl dönümünde Vali’yi de aralarında görmek istemişler.

Bu kadar kolaymış demek ki barışmak, Başbakan ve devlet erkânı boşuna sancılanmış bunca zaman. Devletin onca yetkisi, gücü, parası varken mümkün mü barışmamak?

Katliamda yakınlarını kaybeden Ferhat Encü “Katliamın yapıldığı günden bu yana devlet, bu olayı unutturmak, aileleri yalnızlaştırmak için her türlü baskıyı yaptı. Bir yıldır katiller ortada yok. Haberde bahsedilenler doğru değil. Biz failler bulunmadan, katiller ortaya çıkarılmadan bu devletle barışmayacağız” diyor.

Uludere raporu bir yıldır hazırlanamadı derken, dün Meclis Araştırma Komisyonu taslak raporu ortaya çıktı. Raporda, “Genelkurmay talimat vermiş olabilir. Genelkurmay tüm belgeleri paylaşmadı” deniliyor. Sonuç “Kasıt yok, zincirleme hata var!”

Sonuç şu; hâlâ bilmiyoruz ölüm fermanının altında kimin ya da kimlerin imzası var…

Başbakan sorulunca lütfediyor “gerekirse özür dileriz” diyor.

İleride ‘gerekirse’ özür dileyecek Başbakan…

Bu ne amansız kibir, bu ne dehşetli hesap?

İnsanların acısına ortak olmayı, acıyı anlamayı, bir zafiyet olarak değerlendiren bu nasıl bir politik bilinç?

“Orada, 34 insanın içinde, tek bir masum çocuğu bile istemeden, hata sonucu öldürmüşsek, bu ihtimal için bile ben bu annelerden ve babalardan tüm kalbimle ve insanlık adına özür diliyorum” diyememek…

Açık yürekli bir yüzleşmeyi, korkakça bir yüzleşmeden ayıran şey nedir?

Kim olduklarından emin olamayacağını söylediğin bir insan kafilesinin üzerine 5 tane F16 yolluyorsun; biriyle yapamayacağın neyi yapmaya çalışıyorsun? Bu nasıl bir savunma stratejisi, nasıl bir yok etme iştahı, nasıl bir güç gösterisi?

İhmal, istihbarat hatası, basiret bağlanması ya da korkunun, öfkenin, erkin zehirlediği akıl… Hangisi?

Bu kadar soğukkanlıkla bu sözleri sarfedebilmek ne anlama geliyor? Halkına bunca yabancılaşırken kendine de yabancılaşmaz mı insan; içinde insana dair ne varsa yabancılaşmaz mı?

Siz Sayın Başbakan adaletin neresinde duruyorsunuz; önünde, arkasında, yanında? Siz nerede duruyorsunuz ki biz kibirden, öfkeden, zalimlikten başka bir şey göremiyoruz?

Bu insanlar için sadece gerçeğin ve samimiyetin önemli olduğunu anlamıyor musunuz?

Bu kadar zor mu insanla, gerçeklikle, yaşama dair olanla ilişki kurmak?

İnsanların onurlarını kırmadan, acı çektirmeden, göz dağı vermeden onlarla barışmanın bir yolu yok mu?

Yapılanlar için minnettarlık mı duymalılar? Sizin olmayanla, devletin bütün imkânlarıyla aslında çoktan yapmış olmanız gereken şeyleri yaptınız ve ‘sorun’ çözüldü öyle mi?

İnsanları, hoşgörürken bile incitmeye meyleden bir akılla ‘yaradandan’ dolayı sevmek yetmiyor.

Gerçeğin ne olduğunu biz bilemeyiz. Orada değildik. En doğrusunu yaşayanlar bilir.

Bir de Başbakan elbette…

Bu annelerin ve babaların gerçeği bilmeye hakları var. Bizim de var.

Yatıp kalkıp ‘Uludere’ diyorsak rüyalarımızı kabusa çeviren parçalanmış çocuk bedenleri gördüğümüz içindir. Her gün göz yaşıyla, kanla, ızdırapla yıkanıyor beyinlerimiz.

Ölü çocukların anneleri tazminatı kabul etmiyorlar, “Fakir olabiliriz, ekmeğimiz olmayabilir ama biz o tazminatı almayacağız, bizim çocuğumuz satılık değil. Kan parası istemiyoruz, suçluların cezasını çekmesini istiyoruz…” diyorlar.

Sadece gerçeği bilmek istiyorlar. Adalet istiyorlar.

“Roboski değil, Uludere… ne demek Roboski!” diyor Başbakan.

Ama gel gör ki Roboski, Roboski, Roboski…

 TAMAMI İÇİN SİBEL YERDENİZ, T24

 

Bir cevap yazın