Kürt Sorununu Görüşerek Çözmek

Sorun çözmek ile muhatabı çözmeye çalışmak farklı şeylerdir. Muhatabı çözerek sorunu çözmeye çalışmak da bir yöntemdir elbette. Ama bu mümkün olmazsa sorunun çözümsüzlüğü daha da derinleşir.

Türkiye ikinci yöntemi uzun süredir deniyor. Bu yöntemden vazgeçebilmek için sorunun niteliği konusunda sağlıklı ve gerçekçi bir algıya sahip olmak gerekiyor.

Bazıları görüşme konusunda iki seçenek koymakta son derece kararlı gözüküyor.

Bunlardan birincisi sorunun görüşmeler yüzünden bu noktaya geldiği ve görüşmekten kaçınılması gerektiği yaklaşımıdır.

Diğeri ise şimdiye kadar istenen sonuç elde edilememiş olsa da görüşmekten başka çare olmadığı iddiasıdır.

Her iki yaklaşımın da haklı yanları olmakla birlikte üçüncü bir yaklaşım sergilenemezse kalıcı ve kabul edilebilir bir çözüm konusunda ciddi bir mesafe alınması mümkün olmayacaktır. Bu üçüncü yaklaşımın görüşmelere yüklenen anlam ve beklenti konusunda ilk iki yaklaşımdan temel farkları olduğu açıkça ifade edilmelidir.

Kürt sorunu, Türklerin hassasiyetlerini gözetme adına bile olsa yumuşak ve zamana yayılacak küçük adımlarla çözülme sınırını çoktan aşmıştır.

Bölgesel gelişmelerin Türkiye’yi karşı karşıya getirdiği gerçeği tüm çıplaklığı ile ve belki şok edecek tarzla ortaya koymadıkça Türkiye toplumunun ikna ve katılımını sağlamak kolay olmayacaktır.

Afyon’da yaşanan olay bir kez daha göstermiştir ki, Türkiye’nin bütününe yayılabilecek bir iç savaş tehlikesi sanıldığı ve iddia edildiği kadar basite alınacak bir ihtimal değildir.

Türkiye toplumunun sorunun görüşülerek çözülmesine karşı direnç içinde olduğu iddiası abartılı ve korkutma amaçlı bir enformasyondur.

Bu korkuyu yenmek ve Kürtlerin bu sürece ikna edilebilmesine yönelik dikkati ortaya koymak gerekir. Bu sürecin eski alışkanlıklarla yönetilmesinin imkansızlığını kabul etmesi gereken ilk kişi bizzat Başbakan Erdoğan olmalıdır.

Bir taraftan aşağılama, hakaret ve diğer yandan görüşerek silah bıraktırma iddiası dünyanın hiçbir yerinde sonuç vermez. Bize özgü alışkanlıklardan kendimize özgü çözüm süreçleri çıkartmaya kalkmanın faturası, bu sefer çok daha ağır olacağı gibi telafisi de imkansız gözükmektedir.

Bugüne kadar görüşmelerin sürdürülememesinin sebebi bizzat görüşen taraflar değil onların arkasındaki irade ve beklentilerdeki uzlaşması imkansız tablodur.

Gerek komşu ülkelerle ilişkilerde yaşanan gerilim gerekse yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ülke içinde yeni ateşkesleri hatta ittifakları zorunlu kılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, TOBB ile ilgili kararında üç kereden fazla seçilme imkanını tanıyan bir iptal kararı vermez ve bu durum iktidar partisi içindeki yetmişe yakın isim için yeni bir umut oluşturmazsa iç politik gerilim gittikçe tırmanacaktır.

İktidar içi gerilim ile dış politik gelişmelerle ilgili gerilim örtüşürse bazı hesapların bozulma ihtimali son derece yüksektir.

AYHAN BİLGEN

Bir cevap yazın