Sakarya 383. hafta: Büyük sermaye de soruşturulsun!

Sakarya Adalet Girişimi 383. Hafta basın açıklamasında, Türkiye’nin İsrail’in NATO tatbikatlarına katılmasını engelleyen vetosunu kaldırması kınanırken “Başbakanın Türkiye’yi “NATO toprağı” ilan etmesi ve NATO’nun Türkiye’ye Patriot füzelerini yerleştirme kararının ardından gelen veto iptali dış politikamızın kimin emrinde olduğunun açık bir göstergesi…” denildi.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu adına Diriliş Saati Dergisi’nden Serdar Duman tarafından yapılan basın açıklaması sırasında “Katil Nato’ya Hayır”, “Amerikan Üsleri Derhal Kapatılsın” gibi dövizler taşınırken “Zalimler Halka Hesap Verecek” ve “Nato’ya Asker Olmayacağız” sloganları atıldı.

Ayrıca “28 Şubat” soruşturması kapsamında, o dönemin en önemli aktörlerinden birinin büyük sermaye grupları olduğu hatırlatıldı ve “TÜSİAD bünyesindeki tüm büyük sermaye gruplarının o dönemdeki söylemleri, fiilleri ve sermaye pozisyonlarının incelendiği geniş çaplı bir soruşturmanın başlatılmasının elzem olduğuna inanıyoruz.” denildi. Yine diğer bir ana aktörün Amerika olduğu hatırlatılırken şöyle çağrıda bulunuldu: “28 Şubat ile hesaplaşmak aynı zamanda Amerika ile de hesaplaşmayı gerektirir. Bu konuda hükümeti göreve çağırıyoruz. O dönemde yürütülen örtülü operasyondaki Amerikan parmağı bütün detaylarıyla ortaya çıkarılsın ve halkımıza açıklansın.”

Son olarak köprü ve otoyolların özelleştirilmesi eleştirilirken “Hükümetin 2012 bütçe açığını kapatmak için yaptığı bu özelleştirme halkın malının büyük sermayeye peşkeş çekilmesinden başka bir şey değildir. Ülkemiz ekonomisinin kapitalizme entegrasyonu amaçlı projenin önemli ayağını oluşturan özelleştirmelerin bu ülkenin kaynaklarını nasıl talan ettiğini hep birlikte gözlemliyoruz.” denildi.

Basın Açıklamasının Tam Metni

BÜYÜK SERMAYE DE SORUŞTURULMALIDIR!

 28 Şubat döneminin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı da sonunda mahkeme önüne çıktı. Dönemin askeri erkanının hesap vermesini adaletin tecelli etmesi şeklinde değerlendiriyor ve bu uygulamayı takdir ediyoruz. Ancak bir şeyin daha gözden kaçırılmaması lazım… 28 Şubat’ın en önemli müsebbiplerinden biri büyük sermaye gruplarıdır. Büyük sermaye faiz musluklarının kısılması nedeniyle medya ve orduyu tahrik ederek bu sürecin başlamasında ana aktörlerden biri olmuştur. 28 Şubat sürecinde linçe maruz kalan Merve Kavakçı geçen hafta katıldığı bir televizyon programında Sakıp Sabancı’nın o süreçteki bir röportajını bize hatırlattı. Sakıp Sabancı röportajda Merve Kavakçı için aynen şöyle söylüyordu: “Kimdir bu kadın? Nasıl meclise aldılar? Bunun gibi düşünenlerin kafasını koparmalı… Ona antrenörlük edenler de en az onun kadar suçlu… Vakit geçirilmeden vekilliği iptal edilsin. Bir kere suyun önü açıldı mı gerisi gelir. Onun icabına bakacak kesim de bulunur.”

Bu sözler bize 28 Şubat ile hesaplaşmanın öncelikle büyük sermaye ile hesaplaşmayı gerektirdiğinin açık kanıtı… TÜSİAD bünyesindeki tüm büyük sermaye gruplarının o dönemdeki söylemleri, fiilleri ve sermaye pozisyonlarının incelendiği geniş çaplı bir soruşturmanın başlatılmasının elzem olduğuna inanıyoruz.

Ayrıca 28 Şubat’ın diğer bir ana aktörünün de Amerika olduğu unutulmamalıdır. Amerika bölgesel ve küresel çıkarları için tehlikeli gördüğü Erbakan-Çiller hükümetinin yıkılması için ordu ve medya üzerinden örtülü bir operasyonun hayata geçirilmesinde baş rolü oynamıştır. Dolayısıyla 28 Şubat ile hesaplaşmak aynı zamanda Amerika ile de hesaplaşmayı gerektirir. Bu konuda hükümeti göreve çağırıyoruz. O dönemde yürütülen örtülü operasyondaki Amerikan parmağı bütün detaylarıyla ortaya çıkarılsın ve halkımıza açıklansın.

Türkiye İsrail’in NATO tatbikatlarına katılmasını engelleyen vetosunu kaldırdı. Başbakanın Türkiye’yi “NATO toprağı” ilan etmesi ve NATO’nun Türkiye’ye Patriot füzelerini yerleştirme kararının ardından gelen veto iptali dış politikamızın kimin emrinde olduğunun açık bir göstergesi…

Hükümete aşağıdaki soruları sormak istiyoruz:

1- İsrail’in müttefik ilan edilmesi şeklinde yorumlanabilecek bu son kararın Mavi Marmara şehitlerinin kemiklerini sızlattığının farkında mısınız?

2- Malatya Kürecik’e yerleştirilen füze rampaları ve yine aynı bölge civarına yerleştirileceği ifade edilen Patriot füzeleri hangi hedefler için konuşlandırılıyor? “Bu füze sistemleri İsrail’in güvenliği için Amerikan’ın isteği üzerine yerleştiriliyor” tezine karşı geliştirdiğiniz karşı tez halkımızı ikna edemiyor. Halkımızın %80’i sizin dış politikalarınızı onaylamıyor. İçinde bulunduğunuz bu çıkmazı yeterince tahlil ettiniz mi?

3- Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı olarak Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki en güvenilir Müslüman müttefiki pozisyonuna yükselmeniz sizin için bir paye mi, yoksa büyük günün azabının habercisi mi? Dünyada zulüm, kan ve gözyaşı denildiğinde ilk akla gelen küresel zalim Amerika ile flört etmenin bedelinin dünya ve ahirette ne olacağını hiç düşündünüz mü?

4- Bir sene önce vuku bulan başbakanın dinlenmesi meselesinin bir sene sonra İsrail’e vetonun kaldırılmasının hemen akabinde gündeme getirilmesi tesadüf müdür? Yoksa bu kritik kararın tartışılmadan kamuoyunun gündeminden çıkarılması mı hedeflenmiştir?

Ülke kaynakları teker teker satılmaya devam ediyor…

Son olarak köprü ve otoyollar da Koç, Ülker ve Malezyalı ortaklarından oluşan konsorsiyuma 5.72 milyar dolara satıldı. Koç-Ülker-UEM ortaklığı köprü ve otoyolları 25 yıl süreyle işletecek.

Yıllık ortalama 500-600 milyon dolar gelir getiren söz konusu köprü ve otoyolların satışı kamuoyunda yeterince sorgulanmadı.

Köprü ve otoyolların 10 yıllık geliri karşılığında 25 yıllığına kiralanması, peşkeş çekilen ciddi bir rantın varlığını ortaya koymaktadır.

Yapılan ihale sonucu 28 Şubat’ın zıt tarafları Koç-Ülker grupları menfaat uğruna bir araya gelerek güçlerini birleştirdiler. 28 Şubat sürecinde yeşil sermaye olarak yaftalanarak ürünlerine ambargo konulan Ülker grubu; paranın dini / ideolojisi olmaz, gerçek olan sadece çıkarlarımızdır diyerek cumhuriyet dönemi zengini statükocu Koç grubu ile ortaklık yapan bir noktaya geldi.

Hükümetin 2012 bütçe açığını kapatmak için yaptığı bu özelleştirme halkın malının büyük sermayeye peşkeş çekilmesinden başka bir şey değildir.

Ülkemiz ekonomisinin kapitalizme entegrasyonu amaçlı projenin önemli ayağını oluşturan özelleştirmelerin bu ülkenin kaynaklarını nasıl talan ettiğini hep birlikte gözlemliyoruz. Son 10 yıl içinde Türk Telekom, Petkim, Tüpraş, Erdemir gibi gözde ve verimli kuruluşlar özelleştirme ile büyük sermaye gruplarına peşkeş çekildi.

Sakarya Adalet Girişimi olarak verimli kuruluşların özelleştirme adı altında büyük sermaye gruplarına satılmasına karşı olduğumuzu, hükümetin bu uygulamaların hesabını hem halka hem de hakka vermek zorunda kalacağını belirtmek isteriz.

Sakarya Adalet Girişimi Adına Diriliş Saati Dergisi

Bir cevap yazın