Paris’teki Hesabı Kim Ödeyecek?

Gerçekleştirilen infazın faturasının kime kesileceği olayın sorumlusunun kim olduğu kadar önemlidir.

Kürt sorununun çözümünde “görüldükleri yerde öldürme” ile “görüşme” yöntemini birlikte devam ettirme tercihi en yüksek düzeyden dile getirilmektedir. Türk kamuoyunun görüşmelere tepkisini azaltmak için böyle bir dil tercih edilmek zorunda diyenler, operasyonlar ve tutuklamalarla ilgili ikna edici bir açıklama yapmak zorundadır. Son suikast Ankara’nın muradını, niyetini ne kadar yansıtır, ne kadar sabote eder önümüzdeki günlerde göreceğiz.

İç hesaplaşma yada provokasyon analizinde, kendine hiçbir pay çıkarmak istemeyen söylemler tercih edilse de sabotajın kim eliyle ve neden geliştirilmiş olabileceği ciddiyetle sorgulanmalıdır.

Ankara’nın sahiden Kürt sorununu çözebilecek bir irade ortaya çıkarttığına inanarak bunu engellemek için malum komşularımızın bu işi organize etmiş olabileceği tezi önümüzdeki günlere damgasını vuracaktır. Bu açıdan “üç Kürt” kadının öldürülmesinden öte sonuçlar doğuracak bir durumla karşı karşıyayız. Doksanlı yılların suikastlarında peşinen İran’ı adres gösterme eğilimi, bugün Ankara’da yeniden taraftar buluyor. O dönemde laiklik ve Atatürkçülük refleksi ile bu teze itibar edenler ön planda idi. Bugün ise Osmanlıcılık ve Sünnilik hassasiyeti ile aynı tepkiyi göstermeye aday bir akıl egemen.

Bir an için iddialarında haklı olduklarını düşündüğümüzde de bu durumdan çıkarılacak çok ders var elbette. Ancak bu yönde netleşen bir adres tespiti olmadığı taktirde, “iç infaz” teorisine inanacak Kürt sayısının da son derece sınırlı kalacağını dikkate alırsanız Ankara’nın bu faturayı ödemeye mahkum olma ihtimali gittikçe yükselir.

İster eski derin devletin engellenemeyen hamlesi isterse bugün egemen olanların gözdağı verme stratejisi olarak algılansın sonuç itibarı ile çok şey değişmeyecek. Olay aydınlatılıp, sorumluların cezalandırılması yönünde çok etkin ve güçlü bir irade sergilenmedikçe Kürtlerin dünyasında bu olayın sorumlusu olarak Ankara görülecektir.

“Ya sürece uyumlu davranırsınız ya rolünü oynamayanı sahneden sileriz” tehdidi ile sürdürülmeye çalışılan bir görüşme stratejisi, geri tepmekten öte bir daha başa dönme şansı tanımayacak riskler içermektedir.

“Hem tehdit ederim hem görüşmeyi sürdürüm” anlayışı ile ilerlenebilecek bir adımın bile olamayacağını anlamak için Paris’te gerçekleşen katliam yeterince öğretici olacak mı, göreceğiz.

Eğer bu vahşet Ankara’ya rağmen gerçekleşmişse, bugünden itibaren sergilenecek ciddi, kararlı ve tutarlı yaklaşımlarla ikna edici biçimde bu performansı sergilemek bizzat Başbakan’ın görevidir.

AYHAN BİLGEN

Bir cevap yazın