Müslümanların Kürt Sorunu konuşuldu

Fatih’te Renk Düğün Salonu’nda “Müslümanların Kürt Sorunu, Ortadoğu ve Suriye” başlıklı bir konferans düzenlendi.

Üç oturumun yapıldığı sempozyuma İslamcı yazar Yıldız Ramazanoğlu, ilahiyatçı Taraf yazarı Hidayet Şefkatli Tuksal, yazar Hüda Kaya, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, edebiyat öğretmeni Ahmet Örs, Özgür Gündem yazarı Ayhan Bilgen, yönetmen-yazar Metin Yeğin, yazar Yavuz Delal konuşmacı olarak katıldı.

Yaklaşık 400 kişinin izlediği belirtilen sempozyumun ilk oturumunda Hüda Kaya moderatörlüğünde Örs, Bilgen ve Yeğin konuştu.

‘‘Analar ağlamasın’ söylemi korkunç bir manipülasyon’

Ahmet Örs, eskiden yapılan bazı değerlendirmelerin anlamını yitirdiğini savundu ve “Analar ağlamasın” örneğini vererek şunları söyledi:

“Bu savaş genellikle devlet, bazen de muhalif çevreler tarafından ‘Analar ağlamasın’ söylemiyle değerlendirilen bir süreç. Ben bunu sağlıklı bulmuyorum. Annelerin saygın konumlarını dışarıda tutuyorum, ama bazı şeylerin manipüle edilebilmesi kutsal değerlerden yararlanılması gerekiyor. Sanki ortada ciddi bir şey yokmuş da ‘İnsanlar birbirlerini durduk yerde boğazlıyor, anneler de bu sürece üzülüyor’ gibi gösteriliyor. Devlet ve çevreleri bu söylemi üretirken korkunç bir manipülasyon yapılıyor, gerçekleri gizlemiş oluyorlar.”

Örs, konuşmasının devamında, “Kürt sorunundan özelleştirme politikalarına kadar tüm saldırılara karşı muhalifler de kendi aralarında dayanışma içine girip kendi içinde entegre olmalıdır” ifadelerini kullandı.

 Ölmüş ama farkında olmayan bir İslamcılık var

Örs’ten sonra konuşan Özgür Gündem yazarı Ayhan Bilgen, “Ölmüş ama farkında olmayan bir İslamcılık var” dedi. “İçinde bulunduğumuz fotoğraf utanç verici” diyen Bilgen, şöyle devam etti:

“Türkiye İslamcılığı için söyleyeyim, 28 Şubat’ta bu ülkenin rejimi, resmi kurucuları tarafından tecavüze uğramaktan şikâyetçi olan ama şimdi tecavüzü ortadan kaldırmak yerine tecavüz eden pozisyonuna gelmekten haz duyabilen İslamcılık algısıyla yönetiliyoruz. İsterseniz ‘Bunlar muhafazakâr, bizi bağlamaz’ deyin, isterseniz, onlar arkadaşlarınızsa, onlara sesinizi duyurun… “Dışişleri Bakanı’yla sabahlara kadar oturup, ağzını açıp iki laf etmeyip Beyazıt’ta tekbir sesleriyle İslamcılık numarası çekenlerle kıble tartışması yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı kıbleye döndüğümüzü kabul etmek istemiyorum.”

‘Allah tüm devletlere zeval versin’

İlk oturumun son konuşmacısı Metin Yeğin de, “Ben antikapitalist kontenjanındanım” diyerek Kürt meselesinin sınıfsal yönüne değindi. “Neyle yönetiliyorsunuz” sorusuna “teo-liberalizm” yanıtı verdiğini söyleyen Yeğin, “Kürtleri vurup ‘Filistinler için yüreğimiz ağlıyor’ deme ikiyüzlülüğü başka kimde var” diye sordu ve konuşmasını “Allah bütün devletlere zeval versin” diyerek noktaladı.

Ramazanoğlu: Müslümanlar başörtüsü meselesinde ne yaptılar ki?

İkinci oturumun ilk konuşmasında Yıldız Ramazanoğlu “Artık barış sürecine girildiği için böyle toplantılara gerek kalmadığını düşünenler olabilir. Ama ben her şeyin yeni başladığını düşünüyorum. ‘İslamcılık öldü mü’ konusunda da her şeyin yeni başladığını düşünüyorum” ifadeleriyle başlayan Ramazanoğlu, “Bugün kendi tecrübemden yola çıkarak konuşmak istiyorum” dedi ve kendi gözlemlerini paylaştı.

Ramazanoğlu, Müslümanların tavırsızlığı konusunda ise “Kürt meselesinde yol açmayan, statükoyla, devletle özdeşleşen Müslümanlardan bahsediyoruz da, aynı Müslümanlar başörtüsü meselesinde ne yaptılar?” sorusunu gündeme getirdi.

Tan: Rica ettiysek de bazı cemaatler devletçilikten vazgeçmiyor

Ramazanoğlu’nun ardından konuşan BDP milletvekili Altan Tan “Türkiye’de Türk İslamcılığı diye bir şey üretildi. Bu milletin başına bela oldu. Devleti kutsayan, milliyetçi, güçten yana bir din anlayışı. Bu Hıristiyanlıkta da, Yahudilikte de var. Ne yaparsak yapalım, ne kadar rica edip diyalog kursak da bazı arkadaşlar ve cemaatler bu anlayışlarından vazgeçmiyorlar” dedi.

“Türkiye’de İslamcılık denen yükü Kürtler çekti” diyen Tan, “Kürtlere İslam diye faşizmi sunarsan kendi ayağına sıkarsın” uyarısında bulundu.

Konuşmacı BDP milletvekili Sırrı Süreya Önder de hayat hikâyesinden kesitler anlattı. Babasının sosyalist ve müezzin, dayısının Nurcu olduğunu söyleyen Önder, “Ya babam, ya dayım, ya da ikisi birden tutuklanırdı. İkisinin serbest olduğu zamanı hatırlamıyorum” dedi.

Sempozyumun üçüncü oturumda Halkların Demokratik Kongresi’ni (HDK) temsilen geldiğini belirten Ahmet Saymadi moderatörlüğünde, Hidayet Şefkatli Tuksal, Hüda Kaya ve Yavuz Delal konuştu.

Delal: İslami camia Kürt meselesinde devletçi davrandı

Yazar Delal, “İslami camianın Kürt meselesinde devletçi davrandığını” savundu ve “Hayrettin Karaman, Fethullah Gülen, belki Ali Bulaç gibi isimler bu noktada buluşuyorlar” dedi. 

Delal’in ardından konuşan Hidayet Şefkatli Tuksal, 5 yıl ilahiyat okuduğunu, daha sonra doktora yaptığını söyledi ve süreçte “Başlangıçtan bugüne çok fazla mezhep ve anlayışın çıktığını öğrendiğini” belirtti. Tuksal, konuşmasına şöyle devam etti:

“Kuran, o gün toplumun sorunları, anlayışı, sınıfsal yapısıyla birlikte harmanlanarak ortaya çıkmış. Dolayısıyla biz Kuran-ı Kerim’e baktığımızda, insanlık hikâyesinden öte, ‘Öyle örnek bir toplumda neler sorun olarak görüldü, bu sorulara nasıl bir cevap verildi, Müslümanlar bu cevabı nasıl değerlendirdiler, Peygamberimiz öldükten sonra ne oldu ve nasıl devam ettik’ diye sormalıyız.”

“İnsanların Türkiye’de bir cemaat veya arkadaş grubuna uyarak dindarlaştığını” söyleyen Tuksal, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de benim karşılaştığım hiçbir cemaatte insanların öğrendikleri din üzerine düşünmelerini teşvik eden bir şey görmedim. İşitmek ve itaat etmek, teslim olmak üzerine kurulmuş. Hakim Sünni yapı sorgulamaktan hoşlanmayan, iyi itaat etmeyi öğreten, cemaat sınırları içinde kalmaya özen gösteren bir yapıdadır.”

Konuşmasında “Sadece Kuran-ı Kerim tecrübesiyle sınırlı kalmamamız gerektiğini düşünüyorum” diyen Tuksal, İslami kesimin şiddetsizlik için ne yaptığını da sorguladı. Tuksal, “Örneğin, Suriye bir diktatörden kurtuluyor ama ben Suriyeli olsaydım, bu kadar eziyet çekeceğime, bu kadar kana neden olacağına Esad’ın, despotsa despot, 10 sene daha kalmasını tercih ederdim. Bu kadar idealist olmama rağmen, şiddetin çok ağır yükler bıraktığını düşünüyorum” dedi.

Son oturumun son konuşmacısı Hüda Kaya, Yıldız Ramazanoğlu’na atıfta bulunarak “Ben de ülkücü geçmişten geldim. Ülkücüyken ilk defa tanıştığım Marksist kaynakları okudum, ama İslamcı oldum” dedi. Kaya konuşmasında hayır kuruluşlarını eleştirirken. “Siyasi irade, Somali diyor, koşuyorlar; Arakan diyor, gidiyorlar… Kurumlarımız, yurt dışında beş yıldızlı hastane açmakla övünüyorlar. Peki, 5 yıldızlı hastaneyi Diyarbakır’da yapmayı düşündünüz mü? Roboski’de yetimhane açmayı düşündünüz mü?” dedi. Kaya, Yeni Şafak yazarı ilahiyatçı “Hayrettin Karaman’ın duruşunun da camia içindeki kırılmaların nereye vardığını gösterdiğini” söyledi. Kaya, “Kuran’ı öğrenme gayretime rağmen muhterem hocalarımızın Misakı Milli sınırlarına, bölünmeye dair fetvalarının Kuran’da karşılığını bulamıyorum” dedi.

HAZAL ÖZVARIŞ’IN T24’TEKİ HABERİNİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Bir cevap yazın