Sakarya 385. hafta: Barış için somut adımlar şart

Okullarda kılık kıyafet serbestisi getiren düzenleme ile birlikte yeniden gündeme geldiği şu günlerde ilginç bir şekilde başörtüsüne yönelik idari baskıların da arttığını gözlemlemekteyiz.

Bir ilkokul öğretmeninin derse girmesinin fiilen engellenmesinin ve başka bir öğretmenin, gözetmenlik yaparken sınav salonundan çıkarılmasının ardından son olarak da Kayseri’de de Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı bazı okullarda başörtülü öğretmenlerin ve öğrencilerin zorla başlarının açtırılmak istendiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Yine İstanbul’da Eğitim-Bir-Sen Hanımlar Komisyonu’ndan bir öğretmen hakkında derse başörtülü girdiği için soruşturma açılmıştır.

Unutulmaması gerekir ki, bu zorba zihniyetin dayanağı halen yürürlükte olan yönetmeliklerdir! 25.10.1982 tarih ve 17849 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’te kamu çalışanları için “görev mahallinde baş daima açık’ ifadesi hâlâ değiştirilmemiştir. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik ise serbest kıyafet uygulaması nedeniyle değiştirilirken, maalesef öğrenciler için başörtüsü yasağı kaldırılmış değildir.

Eski ve yeni halleriyle her iki yönetmelik de 12 Eylül’ün baskıcı ve yasakçı zihniyetin ürünüdür ve yasakçılık bakımından aynıdır.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, son yönetmelik değişikliğininde üniversite öğrencilerinin, öğretmenlerin ve diğer çalışanların yasak kapsamı dışında tutulduğunu belirmiştir. Ancak sayın Dinçer bu demeciyle, hem yasağı bu muallak haliyle meşrulaştırmış ve hem de kamu çalışanlarına yasak olmadığı şeklinde yanlış bir bilgi vererek kamuoyunu yanıltmıştır. Bakanın atladığı husus şudur: Öğretmenler ve memurlar, bakanın bahsettiği yönetmeliğe değil 17849 sayılı kamu çalışanlarının kıyafetleriyle ilgili yasakçı yönetmeliğe tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla son kılık-kıyafet yönetmeliğindeki Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılan değişiklik bu durumda herhangi bir anlam ifade etmemektedir.

Dolayısıyla platform olarak baştan beri savunduğumuz üzere Başörtüsü yasağı her hangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın kayıtsız şartsız serbest kalmalıdır.

Bunun dışında her türlü ikircikli tavır sadece kamu vicdanını yaralamakta ve meseleyi kangren hale getirmektedir.

Hükümetin 10 yıllık iktidarı sonrasında öne sürebileceği tek bir mazereti kalmamıştır ve devam eden yasağında öncelikli olarak sorumlusudur.

Geçtiğimiz haftanın bir diğer önemli gündemi ise Kürt sorununda yaşanan gelişmeler oldu.

Baştan belirtelim ki; Platform olarak halkları barışa götürecek, her türlü onurlu teşebbüsü destekliyoruz.

Bu minvalde, Paris’te yaşanan cinayetler sonrasında Diyarbakır’daki cenaze töreninin büyük bir ağırbaşlılıkla gerçekleşmesi bölge insanının olgunluğunu göstermesi açısından ümit vericidir.

Ancak barış için sembolik jestler dışında somut adımlara ihtiyaç vardır. Bu anlamda şu anda sıra devletin atacağı adımlardadır ki bunlarında en önemlisi ve öncelikli olanı bölge insanı üzerinde büyük bir travmaya yol açan Roboski/Uludere katliamının sorumlularının açığa çıkarılmasıdır.

Bu adım karşılıklı bir güven ortamı sağlanmasında önemli bir mesafe alınmasına yarayacaktır.

Aksi takdirde salt retorik üzerinden devam ettirilen süreç kamuoyundaki kırılganlık dolayısıyla darbe almaya açıktır.

Değerli arkadaşlar,

Bugün itibariyle, Hrant Dink’in kuklalar tarafından katledilmesinin üzerinden 6 yıl geçti ve bugüne kadar kuklacılar ortaya çıkarılmış değil. Onun öldürülmesini tasarlayan, örgütleyen, bu cinayete karışan devlet içindeki kirli ilişkiler hâlâ korunuyor. Aradan geçen 6 yıl sonunda yargının tek fark edebildiği şey, bu suikastin örgütlü gerçekleştirildiği, fakat bu örgütün devlet hiyerarşisi içerisindeki konumu ve yapılanmasına dair en ufak bir aydınlatma niyeti yok. Devlet, bu cinayette parmağı ya da vebali olan en ufak bir memurunu bile ‘feda etmedi’, aksine siyasi irade tarafından vali, milletvekili, müdür yapıldı. Sakarya Adalet Girişimi olarak, bu cinayetin tüm sorumlularının, konumu ne olursa olsun, yargılanması talebimizi yineliyoruz. Başka türlü o gün Agos’ün önünde yere düşen Hrant Dink için adalet asla tecelli etmiş sayılmayacak.

Sizlerin de bildiği gibi, hakkı ayakta tutmak gibi bir sorumluluğu olan Müslümanlar olarak, Platform ilk günden itibaren Başörtüsü yasağından, Kürt meselesine oradan faili meçhul siyasi cinayetlere kadar, özgürlük ve adalet arayışını bir bütün olarak değerlendiriyor ve bu konularda kamuoyunu duyarlı hale getirmeye çalışıyoruz.

Aynı şekilde parçası olduğumuz ortadoğuda’ki gelişmelerle ilgilide, öncelikle İslami kimliğimizin bir gereği olarak adaleti gözeten bir yerde durmak gayreti içerisindeyiz.

Bu yüzden Akp hükümetinin NATO’ya angaje olan dış siyasetini eleştiriyor ve tüm bölge müslümanları açısından yol açtığı ya da açmaya doğru götürdüğü felaketlere karşı hem kamuoyunu hem de hükümeti uyarı görevimiz olduğunu düşünüyoruz.

Son yıllarda tamamı Müslüman olan komşu ülkelerle Türkiye devletinin ilişkileri maalesef gittikçe kötüleşmektedir.

Bunun ayaklarından biri olan Suriye meselesinde yaşananlar ortadadır.

Burada yapılan hatalar yetmiyormuş gibi hükümet hala ateşe benzinle gitmektedir.

Kayseri ve Hatay’a konuşlandırılması gündemde olan Patriotlar’dan bahsediyoruz.

Bu sistemin İran’a karşı İsrail’i korumak amaçlı olduğunu buradan defalarca dile getirdik.

Ancak kamuoyundaki rahatsızlık ortadayken hükümet aynı sorumsuzluk içinde davranmakta ısrar etmekte, dahası bu yanlış siyasetleri eleştiren her türlü kapsamlı faaliyeti de yasaklama ya da cezalandırma yoluna gitmektedir.

Saadet Partisinin 20 ocak’ta İskenderun da yapmayı planladığı mitingi Kaymakamlık güvenlik gerekçesiyle yasaklaması bunun son örneğidir.

Bu tutum aslında hükümetin içinde bulunduğu açmazı gösteriyor.

Buradan soruyoruz; Eğer kendi topraklarınız içinde bir siyasi parti mitinginin güvenliğini sağlayamamaktan korkuyorsanız, tüm bölge ülkelerinin düşmanı haline getirdiğiniz ülkemizin güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Nato’nun Patriot füzeleriyle mi?

Değerli dostlar;

Bölgenin ve ülkenin istikrar ve güvenliği ancak açık, dürüst ve adil siyasetler izlemekle mümkündür. Ve bunun yolu da öncelikli olarak Batı ile olan her türlü askeri anlaşma ve paktın iptal edilmesi ve bölge ülkeleriyle ilişkilerin dolaysız olarak geliştirilmesiyle mümkündür.

Aksi takdirde Batıya güvenilerek yapılan tüm hesaplar boşa çıkmaya mahkumdur.

SAGBP adına Sakarya Dayanışma Derneği

Bir cevap yazın