Devletin barış içinde birlikte yaşama niyeti var mı?

Gazeteci Cevdet Aşkın ile Evrensel Gazetesi, Paris cinayetlerini ve Kürt sorununda yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.

Paris’teki cinayetlerin zamanlamasıyla ilgili olarak Aşkın ” İmralı’daki süreç eğer Kürt sorununun çözüm süreci idiyse, tabii ki bu bir sabotaj eylemiydi. Ama süreç, Kürt sorununun çözümü değil de, PKK’nın silahlarının bıraktırılması süreci ise o zaman Paris’teki cinayetler, Beşir Atalay’ın tam da aynı dönemde zikrettiği ‘entegre strateji’nin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Çünkü İmralı’da Kürt sorununun çözümü ile ilgili bir sürecin işlediğine dair işaretleri ben göremiyorum. Buna karşılık, silahların bıraktırılmasına dair bir sürecin işlediğine dair çok güçlü emareler var.

Cinayetlerin işlendiği sıralarda Kandil’e ağır bir bombardıman yapıldı. Karayılan daha sonra, bu bombardımanla KCK yönetim kadrosunun hedeflendiğini söyledi. Yani Paris’teki siyasi cinayetler, Kandil’de KCK yöneticilerine bombardıman yapılması, bunlar birbirini bütünleyen şeyler. Zaten devletin PKK’ya karşı bir mücadelesi var. Dolayısıyla devletin, düşman olarak gördüğü kesimi fırsatını bulduğu zaman ortadan kaldırmaya yöneleceği çok açık.” değerlendirmesini yaptı.

Aşkın, Abdullah Öcalan’la başlayan görüşme sürecinin nedenleri bahsinde ise şunları söyledi: 

Hem iç hem dış nedenler var. İç nedenler, Çankaya’ya çıkış ve yerel seçimler. Dış neden olarak en etkilisi Suriye’nin içinde bulunduğu durum tabii ki. PYD’nin tabiri caizse işi götürmesi, Ankara açısından hazmedilecek gibi görünmüyor. Hükümet bu süreci mümkün olduğunca kendisi açısından kabul edilebilir bir düzeye indirmek istiyor.

Nedir bu kabul edilebilme düzeyi…

İki silahları var. Birincisi Barzani üzerinden, Barzani ile PYD’nin siyasal farklılıklarından yararlanarak oraya bir sıkıştırma yapmak isterler ve o kesimin desteğini arttırmaya çalışabilirler. İkincisi, silahlı grupları sınırdan içeri sokarak oradaki Kürt oluşumunun fiziken ayakları üstünde durmasını engellemeye çalışırlar ki yapılan odur. Suriye’nin petrol yataklarının dörtte birinin o bölgede olduğu söyleniyor. Dolayısıyla buna Fransa da ilgilidir, herkes de ilgilidir.

Devletin Kürtlerle bir arada barış içinde yaşama stratejisi yok

“Hükümet, 2011’de büyük bir atağa kalktı hem tutuklamalar, hem operasyonları arttırdı. Ve askeri yöntemle sonuç alacağına inandı. Ama PKK dişli çıktı. 2012’de de devletin başını ağrıtacağını kanıtladı. Özellikle temmuzun sonundan itibaren başlattıkları süreç çok ağır bir süreçtir. Bu durum “başarıyla” kamuoyundan gizlendi ama hükümet biliyor nasıl bir güçle karşı karşıya olduğunu. PKK’nın 2013’te de bunu güçlü bir şekilde göstereceğine benim hiçbir kuşkum yok. Çünkü başka türlü devleti çözüme yaklaştırabileceğini düşünmüyor.” diyen Aşkın,  2013 için barışçıl bir çözüm öngörmediğini ifade ediyor.

Konuyu Suriye meselesiyle ilgili boyutuyla da değerlendirerek “İmralı sürecinin Kürt sorununun çözüm süreci olması, devletin hem Türkiye’deki, hem Türkiye dışındaki Kürtlerle barışık yaşama kararını vermesi halinde olabilir. Ama ben şimdi Serekaniye’ye bakıyorum, orada rejim güçleri yok. Peki, silahlı grupları kime karşı gönderiyorsun? Oradaki Kürt oluşumuna karşı. Demek ki strateji, Kürtlerle bir arada barış içinde yaşama stratejisi değil. Keşke olsa. Ama hükümetin bunun tersi bir karar aldığına dair bir işaret görmüyorum. Dolayısıyla, PKK Kürt sorunu çözülmeden silahlarını bırakır diye kim bekliyorsa, bence boşuna bekliyor. PKK bunu eskiden de yapmazdı, şimdi Suriye’deki Kürt oluşumu varken, hiç yapmaz.” yorumunu yapıyor.

Anayasa olmazsa Kürt sorunu nasıl çözümlenecek?

Yeni anayasa sürecini Kürt sorunu bağlamında değerlendiren Cevdet Aşkın, bu konuda ise şunları söylüyor:
“Eğer ortada bir anayasa yoksa, dolayısıyla Kürt sorununun çözümü ile ilgili bir anayasa olmayacaksa, yasal çerçeve nasıl sağlanacak? Çünkü PKK “Kürt sorunu çözülmeden silahları bırakmam” diyor. Kürt sorunu bir anayasa sorunudur. Kimlik, anadilde eğitimle ilgili asgari şeyler anayasal çerçevede olmadıktan sonra nasıl siz PKK’ya silah bıraktıracaksınız? Böyle bir şeyi ummak dahi yanlış… Ama Türkiye’de çözüyormuş gibi yapmak çok yaygın bir şeydir. Bu süreci kendi avantajına olacak şekilde sürdürmeye, karşı tarafa azami darbeyi indirmeye çalışıyorsun. Karşı taraf da bunu görüyor. O da “acaba ben bu süreci çözüme nasıl dönüştürürüm” diyor. Devletin limitleri çok geniş ama onların limitleri daha dar. Dolayısıyla uzun süre bu politikaya devam edemezler.

Bir cevap yazın