Yeni Komşumuz Kürdistan

“Kuzey Irak”, “Irak Bölgesel Yönetimi”, “Irak Bölgesel Kürt Yönetimi”, “Irak Kürdistanı”… Irak Kürdistan’ıyla ilgili tanımlamalardan bazıları.

Türkiye’de bir dönemler “aşiret reisleri” olarak anılan kişiler, şimdilerde kırmızı halılarla karşılanıyor. Kürdistan bayrakları önünde birlik, dostluk mesajları veriliyor. Türkiye’nin bölgeye yönelik algılarının değiştiği açık. Hatta Irak merkezi hükümeti ile sorunlar yaşandığı bir dönemde Kürdistan yönetimiyle direk temas kuran Ahmet Davutoğlu’nun bölgeye son ziyareti bir milat olarak görülebilir.

Hükümetin değişen diline rağmen, devlet erkânında hala bölgeye tepeden bakan bir damar bulunuyor. Türk toplumu ise kendilerine yıllarca aşağılatılan liderlerin kırmızı halılarla karşılanmasını, bölgenin, bakanların, bürokratların en çok ziyaret ettikleri yer olmasını hayretle izliyorlar. Şaşkınlar çünkü devlet yetkilileri, yıllarca aşağılanan bölgenin bayrağı önünde birlik mesajı veriyor. Ama medyadan hala Kürt, Kürdistan kelimesini dahi duyamıyorlar. Bölgeye ilişkin haberlerde en çok kullanılan tanımlama Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi. Ne asıl ismiyle Kürdistan var, ne de içinde yaşayan Kürtler.

“KUZEY IRAK” DİYE BAĞIRMAK NAFİLE; ORASI KÜRDİSTAN 

TRT Türk Hewler temsilcisi Simla Yerlikaya’ya göre ise bölge, ismi konulmamış fiili bir devlet.

“Yeni Komşumuz Kürdistan” isimli kitabında yazdıklarına göre, bağımsızlık ilanına engel olan tek neden ise yine Kürtler.

Irak’ın en güvenli ve ferah yeri -maalesef son dönemlerde özellikle merkezi hükümet ile yaşanan sıkıntıların ardından Erbil’de de patlamalar yaşanmakta- olan ve Ortadoğu’nun en hızlı gelişen bölgesinde, bağımsızlık ilanıyla gelebilecek herhangi bir sorunu istemedikleri için şimdilik askıya almışlar.

Yerlikaya, bölgeye ilişkin algıları sorguluyor ve yetiştiği düzenin, toplumun diline karşın muhalif bir söylem geliştiriyor. Bu anlamıyla kitabın ismi bile bir tabuyu yıkarcasına seçilmiş.

Kürt-Kürdistan kelimelerine bir nevi sansür koyan medyadan cesur bir çıkış olarak değerlendirilebilir; “Zihnimde yankılanan ses, ‘Irak’ diyor. Ama siz bakmayın o sese, ben gayet iyi biliyorum ki gittiğim yer Irak değil; gittiğim yer, Türkiye’de isminin zikretmenin neredeyse yasak olduğu bir yerin, Irak Kürdistan’ının başkenti Erbil. Hani bağımsızlık ihtimali Türkiye’de birçok kişiyi öfkelendiren yönetimin başkenti… Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim veya en fazla ‘ Kürt Yönetimi’ dediğimiz ülkenin başkenti. Biliyorum, Erbil’e gittikten sonra yaptığım haberlerde Kürdistan diyemeyeceğim. Öyle istediğimden değil, öyle olması gerektiğinden. Komik duruma düşmek pahasına, Kuzey Irak, bölgesel yönetim gibi ifadeler kullanacağım haberlerimde… Ellerimiz kulaklarımızda bağırıyoruz hep bir ağızdan, ‘Kuzey Irak’ diye, ‘Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim’ diye. Hâlbuki biz ne diye bağırırsak bağıralım, hayat kendi bildiğince akıyor, gerçekler değişmiyor.”(s10)

MÜTTEHİTLERİN BİNA SAYISI MI BELİRLEMELİ İLİŞKİ DOZUNU?

Akıcı bir dille yazılan kitapta bölgeye ilişkin birçok şey var. ABD işgali sonrası Irak, işgalin getirdiği acılar, sıkıntılar, Barzaniler, Kürdistan’daki Türkmenler, Kerkük, Musul, Kürt kadınlar…

Türkiye’de yetişmiş bir Türk olarak bölgeyi anlamaya, anlatmaya çalışıyor Yerlikaya.

Zihinlere vurulan zincirleri, önyargıları yıkmaya çalışıyor. Kullandığı araçlardan biri de en çok bilinenlerden. Aslında Kürtlerin Türkiye’ye ne kadar yakın oldukları, televizyonlarını izledikleri, şarkılarını dinledikleri, İstanbul’u görmek istedikleri… Bu tarz söylemlerin birbirimizden farkımızın olmadığını belirtmek ve kabulü kolaylaştırması yönüyle anlaşılabilir.

Bin yıllardır aynı coğrafyada aynı dine mensup toplulukların tarihsel, kültürel birçok ortak noktasının olması gayet doğal. Ama maalesef kastedilen ortaklıklar bunlar değil, daha çok Türk müziği, dizileri vs. Türk markaları ile dizileri arasında, yani ‘Türkiye emperyalizmi’ sayılabilecek bir etkinin birleştirme unsuru olarak zikredilmesi sıkıntılı bir durum gibi geliyor.

Ne yani Türk markaları olmasa, Türk dizileri de Arap dizileri kadar izlense, İstanbul etkisi, Tahran’ınki kadar olsa bakışımız değişmeli mi?

Türkiye’nin vurduğu etkiye mi bağlı, Kürdistan’a bakışımız? Müttehitlerin bina sayısı mı belirlemeli ilişki dozunu?

Tabi Yerlikaya, Türk gazeteciler arasında en iyi, adil ve cesur olanlarından kabul edilmeli. Ama yine de kimi açmazlarının olduğunu kabul etmek gerek. Örneğin resmen olmasa da fiilen bağımsız bir Kürt Devleti dediği yerin ‘başkenti’, kitabın hiçbir yerinde Kürtçe ismi ile zikredilmemektedir. Unutmamak gerek ki, Kürt meselesinde en çok yazı yazan gazetecilerimiz bile Erbil’in Hewler olduğunu bilmemekteler.

Bir diğer husus ise, Türkiye’de seküler bir zihinle yetiştirilmiş bir gazetecinin ilerlemeci mantığını ihraç etmesi. Dünyanın en hızlı gelişen şehirlerinden biri olarak belirttiği Erbil’de bulduğu sosyo-kültürel eksiklikleri! şöyle aktarıyor; “Şehirde içki içmek ve satın almak da neredeyse sadece, Hıristiyan mahallesi, Ainkawa’da mümkün. Erbil’in dış çeperini kuşatan modern restoranlarda kadın-erkek bir arada oturabilse de şehrin merkezindeki restoranlarda ‘aile salonu’ konsepti hala mevcut ve bu ayrım oldukça keskin bir şekilde uygulanıyor.”(s33)

“ANADİLDE EĞİTİM DENDİĞİ ZAMAN, ÖNCE BİR DESTUR DEMELİ İNSAN”

Kitapta en dikkat çekici kısımlardan biri anadilde eğitim uygulaması. Demokrasi kültürü çok daha ilerde olan Türkiye’de, Kürtlere verilmeyen anadilde eğitim hakkını, Irak Kürdistan’ındaki Türkmenler kullanıyorlar.

Kimi yerlerde yeni başlayan uygulama, bazı okullarda tamamen oturmuş. Kitapta bu okullara yönelik kısımlar da mevcut. “Anadilde eğitim dendiği zaman, önce bir destur demeli insan” sözleriyle anadilde eğitim yasağının bir çocukta yarattığı tahribata dikkat çeken yazar Kürtçe eğitimin yasağının da anlamsızlığını işliyor ve anadilde eğitimin serbestîliğini savunuyor.

Kitap eksiğiyle, yanlışıyla Türk medyasında bir tabuyu yıkıyor adeta ve Türkiye kamuoyuna şöyle sesleniyor;

“Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, ‘ülkemizin güney komşusu Irak’tır’ ezberinin bozulması gereken bir noktadayız. Güneyimizde artık Irak Kürdistan Bölgesi var. Henüz kendilerine bağımsız bir devlet demiyorlarsa, bunun tek nedeni uygun zamanın gelmemiş olması. Buna rağmen, biz orya ‘Kürdistan’ dememek için binbir takla atıyoruz.”(s176)

ZAFER BURAKMAK / ISLAH HABER

 

Bir cevap yazın