Bana benze saplantısı

2012_1202_erdogan-gulen

Ergenekon davası tutuklamaları başladığında çok kullanılan bir tabir vardı: “ Türkiye bağırsaklarını temizliyor”. Bazı iddialar açısından doğru bir ifadeydi bu. Devlet otoritesini kullanıp ya da onun gölgesinde yürütülmüş, cinayet dahil olmak üzere ağır suç niteliğinde bir dizi eylemin faillerinin ve ilişkili oldukları şebekemsi yapının üzerine gidiliyordu.

Daha sonra, iktidar koalisyonu ortaklarının hepsinin veya ortaklardan birinin kendileri için tehdit olarak gördüğü kişi ve çevrelerin tasfiye edilmesi girişimi bu davalara dahil edildi. Davalar, zihniyet polisliğine (Ergenekon davalarının bazı tutuklama dalgaları), rakip olarak görülen kuruluş ve oluşumları yargı yoluyla tasfiyeye (ÇYDD soruşturması, KCK davaları, Hanefi Avcı, Nedim Şener, Ahmet Şık, vs.) dönüştü.

Türkiye’de iktidar koalisyonu 2002 seçimleri sonrasında tarihsel bir değişim yaşamıştı. Ama yeni koalisyonun tüm demokratikleşme vaat ve girişimlerine rağmen, otoriter yapıdaki sürekliliği kıramayacağı, tersine bu yapının merkezine yerleşip otoriterizmi sürdürmeye devam edeceğinin işaretleri 2006-2008 aralığında belirginleşti…

Otoriterizm, sadece otoritenin aşırı kullanımı yani suistimal edilmesi demek değil. Meşru ve yasal otoritenin normal yetki kullanımı sınırlarını aşmak, kişilik özellikleri kadar, hatta ondan daha fazla, içinde yer alınan siyasal-toplumsal yapının nitelikleriyle ilişkili. Otoriterizm bir patoloji değildir. Kendine özgü nitelikleri, çalışma biçimleri olan bir yapıdır ve kendini yeniden üretme kapasitesine sahiptir. 

Otoriterizm, esas olarak yasaklamayla, engellemeyle, aşırı denetlemeyle kendini ifade etse de, üzerinde yetki sahibi olduğu kişi veya topluluğa biçim verme çabasını da içerir. Müzakereyi otoritesinin zaafa uğraması olarak görür. Bu nedenle müzakere talebi, otoriterizmde otoriteye saygısızlık olarak algılanır. Bu konuda ısrarcı olununca, bu ısrar başkaldırı olarak değerlendirilir. Her itirazın, her müzakere talebinin otoriteye yönelik bir tehdit olarak algılanması, otoriterizmin yapısal özelliğidir.

İç çatışma

Otoriterizm her yerde homojenlik arayışı içinde olur. Siyaset, devlet ve toplumun tek bir otoriteye tabi olması, yasama, yürütme ve yargının homojenliği arzulanır. İşte bu homojenlik saplantısı, gerçekte her zaman bir koalisyon olan iktidarın kendi içinde de çatışmalar, yarılmalar ortaya çıkmasına neden olur.

Bugün muhafazakar iktidar koalisyonu içinde açık ve yasal hakim güç olan AKP ile gizli ortak konumunda olan Gülen Cemaati arasındaki kapışma, bu otoriterizmin tezahürlerinden birisi.

Otoriter yönetim düzenlerinde, iktidar gücüne yönelik dış tehdit algısı zayıfladıkça, iktidar koalisyonu içi çatışma öne çıkar. Koalisyon ortakları birbirlerini tehdit olarak görmeye başlarlar. O güne kadar dış tehdide karşı tarafların sahip oldukları ve zaman zaman fütursuz biçimde kullandıkları olağanüstü güç ve yetkiler, artık koalisyon ortaklarının birbirlerine karşı tehdit aracı olarak gözükmeye başlar.

Dikkat edilirse, bugün AKP’nin merkez güç odağı ile Gülen cemaati çevresi arasında ilkesel bir otoriterlik tartışması, eleştirisi ve çatışması yaşanmıyor. Bir tarafın diğer taraftan daha fazla pay istemesi ya da kendi amaçları doğrultusunda giderek daha fazla özerkleşmesine karşı bir tepkinin yarattığı bir çatışma yürütülüyor. Bu vesileyle dile getirilen karşılıklı ithamlar, ortaya saçılan belgeler ve yapılan ifşaatler otoriter yönetim yapısının bu kez denetim dışı yaşadığı bir bağırsak temizliği görünümü veriyor.

AHMET İNSEL

Yazının tamamı için Radikal 2

Bir cevap yazın