Erdoğanizm’in ihtişam ve sefaleti

2012_0509_mendi 27 aralık günü   Erdoğan’ın Adapazarı’na gelmesinden yarım saat önce, bekleyen Akp’li kalabalığın arasında dolaştım.

 Erdoğan’ın son gelişmelerden sonra nasıl bir toplumsal karşılığı olabileceğini anlamaya çalıştım.

Kalabalığın önemli bir kısmı çevre ilçeler hatta köylerden getirilmiş insanlardı ve bununda büyük çoğunluğu yaşlı amcalardan, cami cemaatinden oluşuyordu.

Adapazarı merkezden olduğu tahmin ettiğim kesimin ise tamamına yakını şehrin varoşlarından gelen, ezilmiş, horlanmış, ötekileştirilmiş olduğunu düşündüğüm insanlardan ibaretti; Yani Akp’nin Erdoğan’la birlikte yükselişinin başlangıcında dayandığı toplumsal grup, yani “göbeğini kaşıyanlar, bidon kafalılar” diye aşağılanan bir toplum kesiti…

Bundan çıkarılabilecek ilk şey Akp’nin, yürüyüşü boyunca edindiği ve oluşumunda katkıda bulunduğu “orta sınıf” desteğinin eridiği ve taraftar kitlesinin tekrar başlangıçtaki tabana biz Müslümanların “müstaz’aflar” dediğimiz en “alt sınıf”a rücu ettiğidir.

İkinci ve aslında daha hayati olan tespit ise, Akp tecrübesinin,  Erdoğan’nın bizzat kendisi tarafından bir “Erdoğanizm”e dönüştürülmesi hikayesiyle ilgilidir.

Erdoğan’ın şahsı üzerinden kurgulanan romantik bir hikayenin nasıl bir sona bağlanacağı meselesidir önümüzde duran.

Yoksul bir mahallede büyüyüp, mafyaya karışmış; karanlık işler çevirmiş, insanlara zorbalık yapmış klasik bir  “Kadir İnanır” filmidir bu aslında.

Evet “deli kadir” mafyadır, acımasızdır ama mahallesine de sahip çıkar.

Mahalleye girer girmez o başka biri oluverir. Camiden çıkan amcalarının elini öper hal hatır sorar, mahalle kahvesinin önünden geçerken kendisini görüp saygıyla ayağa kalkanlara  “selamün aleyküm”  der, mahalleden bir esnafın cebine, bir dul’a verilmek üzere gizlice para sıkıştır, kirasını ödeyemeyen bir hacı teyzenin kirasını öder…

Bu işte; “deli kadir”in “Kadirizm”e dönüşüm sürecidir. Mahalleden hiç kimse film boyunca deli kadir’in yaptığı işi, parayı nasıl kazandığını sorgulamaz, ve zaten izleyiciden de bu istenmemektedir. İstenen şey; gerçek hayatta mahalle koşullarından hiçbir çıkış şansı olmayanların, kendilerini kadir ile özdeşleştirmesi, kadir’in “kurtuluş” hikayesinin bir “izm”e dönüşmesidir.

Erdoğan bir “izm”e dönüşürken ezilmiş, horlanmış kitlelerin “deli kadir”ini oynadı ve bunda da başarılı oldu.

 Bu film zamanla ortalama “türk insanı”nın beğenisini kazandı, sinema salonunu doldurmalarını sağladı ve bir müddet film kapalı gişe izlendi.

Ancak sorun şu ki türk filmleri halen izlenmesine rağmen artık gerçek dünyayı açıklamakta yeterli değil.

Erdoğan’ın gezi olaylarına kadar devam eden “muhteşem “ kariyeri anlamak için, profesyonelce oluşturulan bu ilüzyonu anlamak lazım.

Ancak Akp iktidarında geçen 11 sene sonunda kendisine farklı zeminlerden destek vermiş bir çok kesim sinemadan ayrıldı. Erdoğan’ın “gezi” boyunca algılayamadığı işte bu değişen sosyolojiydi. Bu farklılığı “deli kadir”e yapılmış bir ihanet olarak algıladı ve ancak “deli kadir”in verebileceği bir tepki geliştirdi.

Son olaylarda da Erdoğan, “cemaat”le arasında ortaya çıkan gerilimi; Alem’de, deli kadir’e yapılan bir ihanet olarak senaryoya eklemeye ve mahalleliyi buna ikna etmeye çalıştı. Ancak bu bölüm senaryonun bütünündeki tutarlılığı bozduğu gibi, izleyicilerin bir kısmının da bu sonradan eklenen  “kötü adam” rolüne bozulmalarına yol açtı.

Bu da tutmayıp, “türk filmi “ sınırları zorlanarak film bir “conspriacy theory”ye çevrilmeye çalışılınca da ortaya ”dünyayı kurtaran adam” tadında bir şey çıktı. 

Erdoğan şimdi kaybettiği orta sınıf desteği yerine yeniden uzun süredir unuttuğu mahalleliyi, “alt kesim”leri koymaya çalışıyor.

Muhtemelen kafasında “deli kadirin mahalleye muhteşem dönüşü” gibi bir şey var.

Ancak bu sosyolojinin bu filmi izlemeye niyeti yok.

Siyasal alanda Akp ve Erdoğan’ın hikayesini tahlil etmeye devam edeceğiz ancak bu meseleyi konuşurken toplumun en ezilenlerinin gözünde “kadirizm”in tüm sürreal içeriğine rağmen hala bir kurtuluş iedolojisi olduğunu da atlamamak lazım.

KADRİCAN MENDİ/PLATFORMHABER

Bir cevap yazın