İşsizlik, Yoksulluk ve Asgari Ücret

2013_0106_cemil-arslanDünya ve Türkiye tam bir toplumsal uçurumun, belirsizliğin ve karmaşanın kenarında…

Gelir dağılımı adaletsizliği tüm dünyada dengesizliği, huzursuzluğu, çelişkileri ve çatışmaları beraberinde getirmektedir. Toplumsal eşitsizliğin zirve yapması nedeniyle; her an bir toplumsal patlamanın, çalkantının, sapmanın ve çözülmenin eşiğindeyiz.

Günümüz dünyasında açlığın, yoksulluğun, işsizliğin ve karın tokluğuna çalışanların artması, insanların başkalarının sorunlarına karşı duyarsızlaşması toplumsal hayatı ve dengeleri alt-üst etmekte, toplumsal barış ve huzur ortamını sabote etmektedir. Sürekli dünyevileşmeyi, bencilleşmeyi ve menfaatçiliği teşvik eden ve bütün bunları bir “yaşam felsefesi” haline dönüştüren kitle iletişim araçları, teknolojik yenilikler, insanların asla doymak bilmeyen maddi ihtirasları, ekonomik alanı sürekli kutsallaştıran kurumlar ve örgütlenmeler insanlığa hiçbir pozitif değer katmadıkları gibi tam tersine insanlığın tabii değerlerini tarumar ediyorlar.

Yardımlaşmanın, dayanışmanın, ortak paylaşımın, arkadaşlık, kardeşlik, komşuluk ve dostluk ilişkilerinin zayıfladığı, birliktelik bilincinin oldukça azaldığı, küreselleşme olgusunun tüm dünyayı kuşattığı, batı kapitalizminin dayattığı “Homo Ekonomicus/Ekonomik İnsan” modelinin yaygınlaştığı bir vasatta; sosyalleşmenin, sosyal değerlerin ve toplumsal konsensüsün sekteye uğraması, dini ve ahlaki ilkelerin sosyal yaşamda belirleyici olmaması içinde bulunduğumuz sorunları mutlak surette kronik hale getirmektedir.

Günümüzde Paris, Londra, Newyork, Brüksel, Berlin gibi farklı metropollerin sokakları işsizler, evsizler, açlar ve yoksullar ordusuyla dolup taşmaktadır. Bazı insanlarımızın rüyalarını süslediği, eşsiz hayallerini(!) kurduğu Avrupa ülkeleri için de çanlar çalmakta; birçok hükümetin çalışanlarla ilgili politikaları protesto edilmekte, geniş halk kitleleri sokaklara dökülmektedir. Bu gösterilerin maddi ve manevi bilânçosu, oldukça kabarık olabilmektedir. Böyle bir kaotik durum, batı toplumları ve hatta tüm dünya için “sosyal bir afet” olarak nitelendirilebilir.

Kapitalizmin uygulandığı yahut uygulama sürecindeki ülkelerde birçok toplumsal problemlerin, sosyal bunalımların ve çatışmaların yoğun bir şekilde yaşandığı sık sık gündeme gelmektedir. Geçmişte ve günümüzde bazı ekonomik açıdan az gelişmiş yahut cebren fakirleşmeye mahkûm edilen ülke insanlarının yaşamını sürdürmek için adeta çırpındığı, bu ülkelere kaçmak ve yerleşmek için birçoğunun hayatını bile feda ettiği ABD ve Avrupa’nın büyük şehirlerinin sokaklarını dolduran, perişan durumda, çilekeş bir şekilde hayatını devam ettirmeye çalışan ve çok ağır koşullar altında yaşayan “kimsesiz, sahipsiz ve çaresiz insanlar” maalesef gün geçtikçe artmaktadır.

Hülasa; dünyaya egemen olan barbar kapitalistlerin sistemi hiçbir yerde değişmemekte, en küçük bir farklılık göstermemektedir. İşsizler, evsizler, açlar, yoksullar nicelik ve nitelik olarak belirli bir düzeyde tutulacak, sorunları ve açmazları belki karınca misali çözülecek ya da çözülmüş gibi gösterilecek, potansiyelleri kesinlikle azaltılmayacaktır.

Aynı zamanda bu insanlar, politikacıların “oy deposu” konumundadırlar. Sürekli istismar edilirler, aldatılırlar, ahmak yerine konulurlar. Kendilerine belirli zamanlarda maddi yardım yapılıp dilenci konumuna düşürülürler, oyları alınır ve iktidarlara kul-köle yapılırlar. Neticede bu mağdur ve mazlum insanlar sömürülmekten, ezilmekten, horlanmaktan, ayak takımı(!) gibi algılanmaktan asla kurtulamayacaklardır…

TÜRKİYE’DEKİ VAHİM TABLO!

Türkiye’de asgari ücret, yaşam standartlarının oldukça alt düzeyindedir. Asgari ücretlilerin sayısı ve asgari ücret rakamları, insanın içini burkmakta ve tam bir dramatik tabloyu yansıtmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2011 yılı Faaliyet Raporu’na göre Türkiye’de 5.129.623 asgari ücretli var. SGK istatistiklerine göre; 2012 Nisan ayı itibarıyla sigortalı çalışan sayısı 11.257.000’dir. Bu durumda Türkiye’de sigortalı olarak çalışanların resmi rakamlara göre yüzde 45’i; ancak gerçekte, emekçilerin yarısından çok daha fazlası asgari ücretle çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu rakam, 6-6,5 milyon civarındadır.

İşsizlik rakamları ise tam bir trajediye dönüşmüş durumda…Resmi rakamlara göre 5 milyona yakın, hakikatte ise 10 milyon işsiz ve hiçbir sosyal güvencesi olmayan insanların varlığı bizleri yoğun biçimde düşündürüyor, fazlasıyla tedirgin ediyor…

TÜİK’in yapmış olsuğu araştırmaya göre; yoksulluk sınırı 3000, açlık sınırı 1200 TL olarak tespit edildi. 6 milyondan fazla asgari ücretliye ilk 6 aylık, 846 TL; ikinci 6 aylık ise 891TL verilmesi tam bir utanmazlıktır, vurdumduymazlıktır, insani hassasiyetleri yok saymaktır.

Açlık sınırı; 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken sadece GIDA HARCAMASI tutarıdır. Dolayısıyla bu aile fertleri yalnızca karın tokluğuna çalışacaklar, birçok ekonomik ve sosyal haklardan mahrum kalacaklardır.

Asgari ücret, minimum açlık sınırı rakamlarının daha üst düzeyine yükseltilmelidir. Açlık sınırının dahi savunulacak, izah edilecek, mantıklı/makul gösterilecek hiçbir tarafı yok. Olağanüstü güç koşullarda yaşayan, sefalet içerisinde yaşamaya mahkûm ve mecbur kalan, bazen ekmeğini kazanmak uğruna hayatını kaybeden, sakat ve çaresiz kalan insanların çığlığını, ezilenlerin sessiz feryadını duymak, algılamak ve kavramak zorundayız. Hiçbir kimsenin başını kuma gömerek, elim hadiselere karşı duyarsız kalarak kendini mesuliyetlerden soyutlaması imkânsızdır.

Açlık, yoksulluk ve işsizlik gibi temel hayati öneme sahip sorunlar üzerinde çok ciddi, kaydadeğer ve uzun mesafeli planlar, projeler oluşturmak; ayağı yere sağlam basan pratikler ve somut çözümler üretmek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde sorunlarla, açmazlarla, aile dramlarıyla, toplumsal sapmalarla ve trajedilerle karşılaşmaktan kurtulamayacağız.

Müslümanlık ve İslamcılık böyle stratejik dönemlerde, kritik zamanlarda kendini gösterebilmeli, ifade edebilmeli, varlığını hissettirmelidir. Oturduğu yerden sürekli ahkam kesen, geniş halk kitleleriyle bütünleşmeyen, onların dertlerini ve sıkıntılarını paylaşmayan, teorisi olmadığı gibi hiçbir pratiği olmayan, sadece eleştiren, yargılamaya(!) çalışan ve adeta sinema seyircisi gibi olayları izlemekte ve dedikodu yapmakta maharetli olan sözde Müslümanları vicdanlarıyla yüzleşmeye, akıllarını başlarına almalarına davet ediyorum!

Hatta bugün, yapılan yolsuzlukları ve hırsızlıkları dahi savunma noktasına gelen İslamcılar işsizliğe, açlığa ve yoksulluğa karşı asla geçerli bir çözüm üretemezler. Ürettiklerini bile ağızlarına, gözlerine, yüzlerine bulaştırırlar. Bari hiç olmasa sorumluluk sahibi, onurlu insanlara çamur, iftira atmayın, karalamayın, gölge etmeyin, ayakbağı olmayın!

Netice itibarıyla; İslamcılık ve Müslümanlık adaletli, insaflı ve vicdan sahibi olmayı, ezilenlerin, emekçilerin ve yoksulların yanında yer almayı, onlarla beraber yaşamayı, paylaşmayı, dayanışmayı, mücadele etmeyi gerekli kılar, zorunlu kılar. Bilakis yalancılığı, üçkağıtçılığı, yağcılığı, açgözlülüğü, görgüsüzlüğü, ikiyüzlülüğü, hadsizliği, ilkesizliği kabul etmez ve etmemelidir de…

CEMİL ARSLAN

platformhaber 

Bir cevap yazın